Hümanist kültüre açılan küçük bir pencere

ALINTILIK
Dünden bugüne kalan
Açıklama, Bildiri, Konuşma, Söylev v.s.
Arxuhan_Doğan_Yalçın
TÜRKONFED BAŞKANLAR KONSEYi TOPLANTISI
AÇILIŞ KONUŞMASI


ARZUHAN YALÇIN DOĞAN



İskenderun 7 Eylül 2007 ‎

                    BAŞ SAYFA DÜŞÜNCE ODASI  MAVİPENCERE   GÖZLEMEVİ   ARKABAHÇE   IŞIKLIYOL
                          Alıntılık      Belgelik   Yarenlik   Okumalık ‎   Bakmalık   Gezinmelik


Hatay ilimizin ve İskenderun’un değerli yöneticileri,
Sayın Başkanlar, sayın konuklar, değerli basın mensupları


TÜSiAD adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. TÜRKONFED Başkanlar Konseyi’nin, yeni bir dönemin başlama çizgisine rast gelmesini, ülkemizin geleceği açısından olumlu bir işaret olarak görüyor ve sizlere bu duyguyla hitap ediyorum.
Öncelikle, henüz birkaç gün önce görevi devralmış bulunan yeni Cumhurbaşkanımıza ve önceki gün güvenoyu alan yeni hükümetimize bir kez daha görevlerinde başarılar diliyoruz. Sayın Gül, adaylığının ilan edilmesinin ardından yaptığı konuşmada, “Cumhuriyetin temel ilkelerine ve kuruluş felsefesine sadakat, tarafsızlık, devletin kurumları arasındaki uyumu gözetme ve laikliğin korunması” gibi konuları öne çıkararak topluma güvence verme ihtiyacını hissetmiştir. Bu ihtiyacın, kendisinin de gözlemlediği ve değer verdiği bir toplumsal hassasiyetten kaynaklandığı açıktır.
Bu hassasiyetin, toplumun Cumhurbaşkanı’nı tarafsız bir kimlik içinde görme arzusunun ötesinde, laikliğin ve Atatürk ilkelerinin korunması hususunda bir taraf olarak görme ihtiyacının da bir ifadesi olduğu unutulmamalıdır.
Aynı şekilde hükümetinde de yalnızca icraatında değil, söylemlerinin içerik ve üslûbunda da azami titizlik içinde olmasını gerektiğini düşünüyoruz. Geçmiş dönemde toplumda kaygı ve hassasiyet yaratan gelişmeler, Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile başlamamıştır. Yine unutmamalıyız ki Ondan önce, asıl olarak, bazı hükümet üyelerinden, yerel yönetimlere, parti yöneticilerine kadar uzanan kimi icraat, söylem ve tutumlar bu duygu ve düşüncelerin doğmasına ve gelişmesine neden olmuştur.
Örneğin, önceki kabine döneminde ortaya çıkan Milli Eğitim ile ilgili kaygı verici tutumların ve söylemlerin, bu kabine döneminde tekrarlanmaması siyasal gerilimin düşürülmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
AKP, seçim döneminde milletvekili adaylarını, seçim beyannamesini ve propaganda üslubunu “bir merkez sağ parti olma” hedefiyle şekillendirmiş olduğu izlenimini vermekteydi. Yaratılan bu beklentinin karşılanması gerekir. Ne yazık ki bu yaklaşımın kabineye beklendiği ölçüde yansıdığını göremedik. Özellikle yalnızca bir tek kadın bakanımızın olmasını seçim öncesi beyanlarla bağdaşmaz bulduk.
Bunların olumsuz göstergeler olmadığını düşünmek istiyoruz. % 47’ye yakın bir oy alarak Sn. Başbakan’ın deyimiyle “toplumsal merkeze” yerleşmiş bir partinin, geçmiş hatalarını tekrarlamayacak bir vizyona, iradeye ve özgüvene sahip hale gelmiş olduğuna inanmak istiyor ve bunun hükümet icraatına da yansımasını bekliyoruz.
Seçimlerden hemen sonra Türkiye’nin gündemine yerleşmiş olan Anayasa değişikliği konusunun da özenli bir şekilde ele alınması gerektiği düşüncesindeyiz.
Bir toplumun Anayasasını değiştirmek çok ciddi bir iştir. Başta Hükümet olmak üzere hepimiz konuya bu ciddiyetle yaklaşmalıyız. Türkiye’de serbest piyasa ekonomisinin kalıcılığını sağlamak için, toplumsal uzlaşma kanalları açık, geniş katılımlı, çoğulcu demokratik bir siyasal yapı zorunludur. Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin korunduğu, devlet ve birey hakları dengesini gözeten, demokrasinin evrensel ilkelerine uygun yeni bir Anayasa, toplumsal uzlaşmayı tesis ederek siyasal ve ekonomik istikrarımızı kalıcı hale getirecektir.
Bu bakımdan, Anayasa’nın yeniden kaleme alınması ülkemize önemli bir fayda sağlayabilir. Ancak bu fayda, birkaç temel prensibe uyulması halinde ortaya çıkacaktır.
<BAŞ SAYFA  DÜŞÜNCE ODAS‎I  MAVİPENCERE   GÖZLEMEVİ   ARKABAHÇE   IŞIKLIYOL
                          Alıntılık      Belgelik   Yarenlik   Okumalık ‎   Bakmalık   Gezinmeliktrong>Birincisi
, yeni Anayasa, 84 yıllık Cumhuriyet kazanımlarını ve temel değerlerini eksiksiz olarak yansıtmalıdır.
ikincisi , yeni bir Anayasa’nın hazırlanma sürecinin metnin kendisi kadar önemli olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Her şeyden önce süreç son derece şeffaf olmalıdır. Anayasa bütünlüklü bir metindir. Taslağı parça parça kamuoyuna sızdırarak tepki ölçmek, şeffaf ve sağlıklı bir yöntem olmaktan çok uzaktır. Metnin bütünü bir an önce tartışmaya açılmalıdır.
Üçüncüsü , böylesine önemli bir konunun aceleye getirilmemesi gerekir. Toplumun tüm katmanlarında Anayasa metninin yeterince tartışılması, alternatiflerin ve uzlaşma formüllerinin ortaya çıkabilmesi için gerekli zamanın tanınması birinci derecede önemlidir.
Dördüncüsü , yeni Anayasa yalnızca hükümetin iradesini yansıtan bir çalışma olamaz. Çoğunluk formülü bu konuda çalışamaz.
Anayasaların toplumsal uzlaşmayı yansıtan metinler olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır

Beşincisi , Anayasa’nın geçmiş ile hesaplaşma anlayışı ile kaleme alınmaması, dönemsel politik beklentilerden ve tepkilerden arındırılması şarttır. Hükümetten, bu süreci sağlıklı bir şekilde yönetmesini bekliyoruz.
Anayasa taslağının tamamının resmi biçimde açıklanmasının ardından, maddeler üzerinde de görüşlerimizi detaylı biçimde açıklayacağız.
Değerli Başkanlar ,
Bir kez daha siyasal konuların öne çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Oysa bu dönemde ekonomide de bazı ertelenemez öncelikler var.
ABD’de başlayarak yayılan ve gelişmiş piyasaları daha belirgin olarak etkileyen finansal çalkantının etkilerinin tam olarak silinmesi için muhtemelen bir süre daha gerekecek. Krizin diğer piyasalara da atlaması ve genişlemesi gibi bir risk de söz konusu. Bu nedenle, Temmuz sonunda yaşanmış olan bu dalgalanmayı bir nevi uyarı mekanizması olarak görmek gerekiyor. Dünya ekonomisinde bu riskler mevcutken, iktisadi politikada yapılacak bir hatanın maliyeti çok ciddi refah kayıplarına neden olabilir.
Ekonomide istikrarın sürdürülmesi ve bu tür yönetim hatalarından kaçınılması için Türkiye, öncelikle 2007 yılında ortaya çıkan hedef bütçe kayıplarını telafi etmeli ve IMF ile olan ilişki, dönemin şartlarına uygun biçimde devam ettirilmelidir.
Bu konuda hükümet tarafından yapılmış olan açıklamaları olumlu karşılıyoruz. Bilindiği gibi, Türkiye ekonomisinde yüksek cari açık, yüksek borç stoku, kronik tasarruf açığı, derinlikten yoksun piyasalar gibi yapısal kökenli bazı olumsuzluklar bulunuyor. Bugünlerde bunlara yenileri eklendi.
Uzun süredir uyardığımız enerji darboğazı sonunda kapımıza dayandı.
Piyasaların liberalizasyonu sürecinde yaşanan gecikmeler ve bunun sonucunda oluşan yatırım eksikliği nedeniyle sanayimiz Avrupa’nın en pahalı elektriğini kullanırken şimdi onu da kesintisiz olarak bulamama tehlikesiyle karşı karşıyayız. Eş zamanlı olarak, muhtemel bir kuraklığın ekonomik ve sosyal sonuçlarıyla yüz yüze gelme noktasına hızla yaklaşıyoruz.
Kuraklık, tarımı ve sanayiyi ciddi biçimde vurabilecek, kalkınmamızı yavaşlatacak bir afet kimliğine büründü. Bu yüzden suyun, bir doğal kaynak olarak da, verimli ve doğru yönetilmesi gerekiyor. Bütün bu saydığımız unsurlar, ekonomi politikalarının yeniden ve çok yönlü biçimde ele alınması gerektiğini gösteriyor. Bu yüzden, “yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır,” demek yeni dönemde yeterli olmayacaktır.
Buna karşılık, hükümet programına baktığımızda, seçim beyannamesinin gerisinde kaldığını, cesur ve açık olmaktan uzaklaştığını görüyoruz. Seçim beyannamesinde yer verilmiş olan bir dizi önemli ve somut politikaların nedense hükümet programında yer almadığını görüyoruz. Bu dönemde iş dünyası açısından çok önemli olan kayıt dışı ekonomiyle mücadele, finansal piyasalar ve sanayi ile ilgili somut önerilerin, hükümet programında yer almamış olmasına bir anlam veremiyoruz.
Demokratik gelişmemizin en önemli unsurlarından biri olarak saydığımız Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmesi konusunun ise programda hiç yer almamasını anlaşılmaz buluyoruz.
Reformlara gelince … Geçen dönem başlanan ve ekonomiyi güçlendiren reformların bu dönemde tamamlanması gerekmektedir.
Bunun yanı sıra sektörlerin yeniden yapılanmasını, şirketler bazında iş yapma biçimlerinin değiştirilmesini öngören mikro reformların da artık devreye alınması zorunlu gözükmektedir. Sosyal Güvenlik Reformu yapılamamıştır. Vergi reformu yarım kalmıştır. istihdam üzerindeki vergi ve benzeri yükler, istihdamı caydırmaktadır. Kayıt dışı ekonomi ile hiç mücadele edilmemiştir.
Yeni bir sanayi stratejisi yapılması, verimliliğe, teknolojiye, inovasyona, AR-GE’ye yatırımın teşvik edilmesi, bölgesel ve sektörel teşviklerin gözden geçirilmesi, bölgesel kalkınma anlayışının yerleştirilmesi ve buna ilişkin altyapının oluşturulması şarttır. Yukarıda sıralanan reformlar konusunda hükümetin bir program ve takvim açıklamasında ve önümüzdeki 6 ay içinde de bütün bu reformları tamamlamasında yarar görüyoruz. Çünkü kağıt üzerindeki işlemlerden daha önemlisi bu reformların uygulamaya geçirilmesi olacaktır.
Öte yandan kamu yönetiminde ciddi bir reform başlatmanın ve bir zihniyet değişikliğine gitmenin de zamanı gelmiştir. Kamu yönetiminde vatandaş odaklı, daha az bürokratik, kaliteli, verimli hizmet verme anlayışı yerleştirilmelidir. Böyle bir anlayışın yerleşmesi şüphesiz ilkönce kamudaki insan gücünden başlamalıdır. Özellikle, kamu yönetimine egemen olan kadrolaşma zihniyeti aşılabilmelidir. Ülkemizin sınırlı kaynakları, ideolojik temelli kadro seçimlerinin yaratacağı verimlilik kaybını kaldıracak durumda değildir.
Devlet kadrolarının liyakat, beceri ve yetenek esasına göre seçilmemesi, hükümetten beklenen performansı olumsuz yönde etkileyebilecektir. Öte yandan kadrolaşmada izlenen bazı dolambaçlı yolların da rahatsızlık verici olduğunu belirtmeliyiz.
Örneğin Diyanet işleri bir transit geçiş merkezine dönmüş gözükmektedir. 1999-2002 yılları arasında Diyanet işleri’nden diğer kamu kurum ve kuruluşlarına 4 yılda yalnızca 19 kişi geçmiştir.
Bir soru önergesine, ilgili Devlet Bakanı’nın verdiği cevaba göre ise, AKP hükümetinin görevde olduğu 2003-2006 yılları arasındaki 4 yılda Diyanet işleri’nden diğer kamu kurum ve kuruluşlarına geçenlerin sayısı 1850’dir. Bir yandan bu geçişlere yol açılırken, Diyanet işleri Başkanlığı da sürekli geniş kapsamlı kadro tahsisi taleplerinde bulunmaktadır. Bunun nasıl bir uygulama olduğunu anlamak mümkün değildir.
Değerli Başkanlar ,
Türkiye’nin ekonomiden kamu yönetimine bir dizi reforma ihtiyacı olduğu açıktır. Bütün bu iç düzenlemeler, güçlü bir dış kabuğa gerek duymaktadır. Bizim için bu dış kabuk AB’dir.
Küresel eğilimlere baktığımızda, ticari blokların öneminin her geçen gün arttığını görüyoruz. ihracatının yarıdan fazlasını AB’ne yapan, Avrupa Birliği üyeleri içinde kapsamlı yatırımları olan, büyüme hamlelerine en büyük doğrudan sermaye yatırımı desteğini Avrupa’dan alan Türkiye ekonomisi, bir anlamda Avrupa ekonomisi ile belirli bir entegrasyon içindedir. Bu entegrasyonun sağlıklı işleyebilmesi, AB’nin karar alma süreçleri içine girmemize, yani siyasi bir entegrasyon ile bunu tamamlamamıza bağlıdır.
Öte yandan, küresel sermayenin Türkiye’ye olan ilgisi de Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinin pozitif seyir göstermesinden olumlu biçimde etkilenmektedir. Türkiye’nin AB’ne tam üyelik adaylığının ekonomimize getirdiği istikrarı ve kazandırdığı ivmeyi hepimiz gördük, yaşadık. Bu bakımdan, AB ile ilişkilerin ivedilikle canlandırılması gerekmektedir. Kasım ayında yayınlanacak Avrupa Komisyonu Türkiye ilerleme Raporu’nu etkilemek açısından, acilen, TCK 301. maddede ifade özgürlüğü lehine bir değişiklik yapmak yerinde olacaktır. ikinci bir konu da Vakıflar Yasası’dır.
Geçen dönem meclisten geçen ancak veto ile geri dönen Vakıflar Yasası’nın yeniden ele
alınması gerekmektedir.
Değerli Başkanlar ,
Hükümetten beklentilerimizi açık biçimde ifade edebildiğimize inanıyorum.

Hükümet yalnızca icraatında değil, söylemlerin içerik ve üslûbunda da azami titizlik içinde olmalı, birleştirici ve bütünleştirici davranmalıdır.br> Anayasa değişikliğine ilişkin süreç, şeffaf olmalı, Anayasa metni yeterince tartışılmalı ve geçmiş dönemle hesaplaşma anlayışı içinde hazırlanmamalıdır.
Yeni Anayasa 84 yıllık Cumhuriyet kazanımlarını ve değerlerini eksiksiz olarak yansıtmalıdır.
Ekonomide bir reform takvimi yapılarak kamuoyuna açıklanmalı ve ilk 6 ayda reformların tüm çalışmaları tamamlanmalıdır.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz yeniden hükümet gündeminin en üst sırasına taşınmalıdır.

TÜRKİYE EKONOMİSİ GERİLMİŞ BİR YAY GİBİDİR. DOĞRU BİÇİMDE ‎ODAKLANARAK, CESUR, KARARLI VE SOĞUKKANLI DAVRANARAK HEDEFİ ‎KOLAYLIKLA VURABİLİRİZ.
‎ BU GÜCE SAHİBİZ.
‎ Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.