BAŞ SAYFA  YAZILAR  MAVİPENCERE   GÖZLEMEVİ   ARKABAHÇE   IŞIKLIYOL
                            Alıntılık  Belgelik   Yarenlik   Okumalık ‎   Bakmalık   Gezinmelik

S İ M Y A C I L I K
Cevad GÜRER

GİRİŞ
Simyacılık veya Alşimi bir dönüşüm (transformation ) san’atıdır. Simyacının amacı, üzerinde çalıştığı materyali, bulunduğu kaba ve işlenmemiş halinden işlenmiş, rafine bir duruma getirmektir. En basit şekli ile bu amaç, temel metalleri altına dönüştürmek biçiminde ifade edilebilir. Doğaldır ki, fiziksel düzeyde bu işlem laboratuar gereçleri ile icra edilen kimyasal çalışmayı gerektirir. Ancak bu alşiminin birkaç veçhesinden yalnız bir tanesidir. Zira, temel metalden altın üretilmesi aynı zamanda insanın kendisini mükemmelleştirmesi biçiminde de anlaşılabilir. Genel kabul görmüş anlayışa göre; alşimi, fiziksel, psikolojik ve tinsel (ruhsal/spiritual) çalışmanın yer aldığı bir disiplindir ve eğer bu öğelerden herhangi biri bu konteksten çıkarılacak olursa, alşiminin bütünlüğü ve gerçek nitelikleri kaybolur. Alşimi, anlaşılması pek kolay bir gelenek değildir. Bunun birkaç nedeni vardır: Bir kere, alşimi meramını anlatmak için mitolojik semboller kullanmıştır ki, bu da anlatılmak istenenin hem maddi hem de ruhsal (spiritual ) yorumlanmasına neden olmaktadır, bu nedenle tek ve tam bir tanım yapmak imkansızdır. İkincisi, simyacıların, fizik dünyasında elde ettiklerini iddia ettikleri, olağan dışı sonuçların objektif olarak ölçülmesi çok zordur.Bugünkü bilimin yasalarına göre, nükleer füzyon dışında, metalleri altına dönüştürmek mümkün görülmemektedir. Simya Tüpü
Bununla beraber simyacılık fiziksel katkı kadar zihinsel iştiraki de içerdiği için kapsamı maddesel bilim alanının ötesine geçmektedir ve bu nedenle normal kimya bilimince hesaplanamayan fiziksel etkiler de üretebilir. Hatta, üretilen altının bizim bildiğimiz olağan altın olmadığı söylenmiştir. Üçüncü olarak, Simyanın tarihi en azından iki bin yıl geriye gitmekte olup Doğulu, Arap ve Batılı toplumlarda uygulanmıştır. Onun için, aslında, birörnek uygulama geleneği göstermiş bulunsa idi şaşırtıcı olurdu. Alşimi ile amaçları birbirinden farklı bir çok türde insan uğraşmıştır. Bunların arasında her zaman, altın yaratma sırları sayesinde zengin olmayı aklına koymuş, tam anlamıyla, maddi ve aç gözlü simyacılar da bulunmuştur. Bu işe girenlerden bir kısmı saf ve çabuk kandırılır insanlardı. Buna karşılık bir kısmı da altını, seyircilerinin ve müstakbel öğrencilerinin cebinden elde eden sahtekarlardı. Hatta kendini bu işe adamış samimi simyacılar arasında bile yaklaşımlar birbirinden farklı idi. Mesela bunlardan bazıları simyanın kimyasal teknikleri ile ilgilenirken, bazıları da felsefi yanıyla ilgileniyorlardı. Bu arada bir başka grup, alşimiyi hakiki Hıristiyanlığa giden bir yol olarak görürken, bir diğer grup simyayacılığı, sihirli ve güçlü ilaçların yapılmasına imkan sağlayan bir sanat olarak görüyorlardı. Bu san’atın tarihini ve bizatihi kendisini araştıranlar için büyük zorluk yaratan hususlar şunlar olmuştur:
  • Her uygulayıcının alşimiye kazandırdığı bilgi ve gösterdiği hedefin kendi kişisel özelliğini yansıtmakta bulunması; ve
  • Bir anlamda kendi çalışma biçiminin tanımı olması;
  • Simyadaki önemli sembol ve işlemlerin tanımlarının birbirine benzer olmaması. Alşimi konusundaki müellifler de alşimistler gibi bu geleneği kendi bakış açılarına ve eğilimlerine göre tanımlamışlardır.
Aslında; simyanın objektif yorumu diye bir şey söz konusu değildir. Doğaldır ki; fen, psikoloji ve ruhsal veçheleri bulunan alşiminin, herkes bir farklı yanını öne çıkaracaktır. Sözgelimi, bir fen adamı simyanın, erken kimya yanıyla ilgilenecek; bir psikolog simyayı, insan ruhunun haritasının sembolik tanımlarla çıkarılmasına yarayacak bir yol olarak görecek; ve bir mistik ise onu ilahi bilginin araştırılması olarak yorumlayacaktır. Ancak şurası unutulmamalıdır ki; felsefe, fen, tıp ve ilahiyat dallarındaki bir çok seçkin insan alşimiyi uygulamışlar, ondan ilham almışlardır. Bu nedenle, simyacılığın hiçbir şekilde hafife alınmaması gerektiğini otoriteler sık, sık yinelerler.

TARİHİ KÖKLER

Alşiminin başlangıç tarihi tam olarak bilinmemektedir. Alşimistlerin büyük bir bölümü San’atlarının Mısırlılar tarafından yaratıldığını ve İskender döneminde geliştiğini iddia ederler. Simyanın gelişmesinde Akdeniz’deki Gnostiklerin ve Hermetik gruplarında etkisi olmuştur. Söylenildiğine göre: San’atın büyük hakikatleri ilk defa Üç Defa Kutsanmış Hermes, (Hermes Trismegistros) tarafından keşfedilmiştir. Bu arada Alşimi sözcüğünün etimolojisine bir bakalım: Sözcüğün ‘’ al ‘’ hecesi Arapça artikel, eski deyimle harfi tariftir, takip eden ‘’chemy’’ ise Mısırın orijinal ismi olup ‘’siyah toprak’’ anlamına gelir. Zosimos’a göre, Hermes, kendisine şeytanlar tarafından aktarılan, Alşimi ilkelerini tabletlere yazmıştır. Bu tableterden ikisi, yani Menfis ve zümrüt tablet, çok önemlidir. Menfis tableti nin , Menfis’ yakınında bir kaya üzerinde bulunmuş olduğu ve üzerinde Yunan ve Koptik dillerinde şöyle yazılmış olduğu söylenir:‘’Yukarıda cennet, aşağıda cennet; yukarıda yıldızlar, aşağıda yıldızlar: Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır. Bunu kabul et, sana mutluluk getirecektir. ’’Zümrüt tablet'e gelince, efsaneye göre Büyük İskender Hermes’in mezarı yanında bulmuştur. Batı bu tabletten MS 1200 de haberdar olmuştur. Özetle, serbest tercümesine göre şöyle denilmektedir:
‘’Hakikattir, sarihtir ve her şeyin en hakikisidir:O ki yukardadır iç kısmında Tabiatı taşır Tabiattan tekrar yükselir. Bu ikisini birbirine bağlıyacak bir yol vardır. Bu birleşmede kırmızı güneş baba, beyaz ay anne. Bunları takiben, üçüncüsü, ateşli (kızgın) hükümdar. Kalını ince yap ve sonra tekrar kalın yap. Böylece Dünyanın şanına sahip olursun’’ Büyütmek için tıklayınızZümrüt tabletin önemi, Simya teorisini özetlemiş olmasıdır. Temel doktrin Hermetik aksiyomda ifade edilmiştir. ‘’ AS ABOVE SO BELOW’’ Yukarısı gibidir aşağısı . Sonraları bu aksiyomdan mülhem, simyacılar, dünyada ve uzayda yer alan varlıkların gizlerini Makrokosmos – Mikrokosmos ilişkisine dayalı olarak çözmeye çalışacaktır. Mısır-Yunan merkezli Batı simyası dışında, Doğuda da, özellikle Çin'de, simyacılar yaratılışın gizleri ve evrenin düzeni ile ilgilenmişlerdir, ancak Batıdaki, mineraller ve metaller üzerine odaklanmış bir alşimiden ziyade hayat iksirine, uzun yaşamaya odaklı bir alşimi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır. Her iki okulda da MS. beşinci ve altıncı asırlarda gerilemeler görülmüştür. Doğu geleneği, devrevi iniş çıkışlarla sonraki yüzyıllarda yoluna devam etmiştir.Batı okulu ise Avrupa’nın ortaçağ karanlığından çıkıp Arapların muhafaza ettikleri bilgileri öğrenene kadar, Araplarla yoluna devam etmiştir. On altı ve on yedinci asra kadar simyacılığın itibarı dalgalanmalar göstermiştir; kah yüceltilmiş, uygulanması krallara layık bir san’at olarak görülmüş, kah aç gözlü sahtekarların uğraşı olarak simyacılığa burun kıvrılmıştır. On altıncı asırdan itibaren sanat, bilim, okkült ve ilahiyat sistemlerinin, Simya San’atı ile mukayese ve sentezinin yapılması konusunda büyük ilgi duyulmuş ve şevkle bu alanda çalışılmaya başlanmıştır. Ancak burada, Rönesans ideallerinin söz konusu hareketi ateşlediğini ve Rozkrua felsefe okulu gibi kuruluşların hareketin devamını sağladığına işaret etmek gerekir. Bu sayede alşimi de diğer disiplinlerin yanında kendi yerini almıştır. O zamana kadar, bilginin şifahi olarak veya karmaşık sembol ve alegoriler aracılığı ile aktarıldığı gizli ve özel bir çalışma olarak görülen alşimide, daha açık, anlaşılır yöntemler kullanılmaya başlanmıştır. Simyacılık daha dikkatli ve titiz ve şevkle uygulanmaya başlanmış ve kalitesi de buna paralel olarak yükselmiştir. Alşiminin bir çok ilkesi, sembolleri ve fikirleri tıp, edebiyat, müzik gibi disiplinlere ilave edilmiştir. Böyle olunca simyanın kendisi gözlerden ırak olmuştur, hatta bir çok insan simyanın tarih sahnesinden çekilmiş olduğunu sanmışlardır. Ancak, simya, taraftarlarınca günümüze kadar sessizce uygulanmıştır. Modern psikoloji ve diğer disiplinlerdeki yadsınamaz yeri olumlu bir imaj yaratmıştır, bugün. .

ALŞİMİK DOKTRİN

Simyacıların en önemli düşüncesi her şeyin evrime tabi olduğudur. Belirli bir süre içinde her şey yavaş yavaş daha gelişmiş bir türe dönüşür. Çocuk yetişkin olur, taş evvela cevher sonra evrim geçirerek metal veya değerli taş olur. Aynı şekilde Kurşun yeterli bir süre sonunda altına dönüşür. Bu evrim sihir ile çabuklaştırılabilir. Büyük San’at ın Alşimik yükseliş ile ilgili temel fikri şöyledir: Simyacı san’atı ile her şeyin daha üst bir türe geçmesini sağlar. Üç alem mevcuttur, bunlar: mineraller, bitkiler ve hayvanlar olarak sınıflandırılır. Bu üçüne karşılık üç alşimik öğe vardır: Tuz, Kükürt ve Cıva. Her bir alem yavaş, yavaş, evrimleşerek bir sonra gelene geçer Taş cevher olur, cevher metal olur, metal basit bitki ve sırasıyla gelişmiş bitki, basit hayvan, daha gelişmiş hayvan ve daha sonra hangi seviyeye kadar gelişeceği henüz bilinmeyen insan oluşur. Şu ana kadar, evren evriminde çok ileri gitmemiştir, evrimleşme süreci uzun sürmektedir, özellikle alt seviyedekiler. . . Mesela, şu ana kadar hiç bir bitkinin metalden türediği görülmemiştir ve ancak çok az sayıda hayvan bitkiden türemiştir. Simyacılar, maddeyi bileşenlerine ayırıp arılaştırdıktan sonra tekrar birleştirmek suretiyle maddenin ve yaşamınevrimini anlamaya çalışırlar. Bu işlem yalnız maddeyi değil aynı zamanda simyacıyı da etkilemektedir. Kurşunun altına transmutasyon (dönüşüm) sürecinin tamamı, basit insanın simyacıya dönüşmesini veya bir simyacının daha yüksek seviyeye çıkmasını temsil eder. Mineraller alemi yedi kral tarafından yönetilir; kurşun, teneke, demir, bakır, cıva, gümüş ve altın. Mineraller alemi en alttaki ve temel alem olduğu için anılan metaller çok önemlidir. Tuz, kükürt, toprak, değerli taşlar ve su gibi diğer maddeler metallerin yönettiği Alşimik işlemlerde kullanılır. Simyacı yavaş yavaş temel maddenin daha üst maddeye dönüşmesini öğrenir, yani kurşunun tenekeye, tenekenin demire, demirin bakıra dönüşmesi şeklinde.İşte bu Büyük San’atın hazırlanışıdır. Büyük San’at, Felsefe /Filozof Taşı veya El iksir (iksir) olarak da bilinen Kırmızı Taş ı elde etmeyi amaçlar. Yalnız maddi değil ruhsal anlam da ifade eden Kırmızı Taş, her şeyi değişime uğratır; kurşunu altın, basit ve cahil insanı yücelmiş bir insana dönüştürür. Her şey en yüksek mertebesine evrimleştiğinde ve evren gerçekten tam ve mükemmel olduğunda, Alşimik Yükselme söz konusu olacaktır. Alşimistler, Kırmızı Taşı bularak bu evrimi çabuklaştırmak isterler.

FELSEFE

Alşimistler bütün maddelerin Prima Materia denilen bir ilk/temel maddeden türediklerini iddia etmişlerdir. Onlara göre; temel madde yerli yerinde ve usulünce kullanılarak evvela Siyah Taş ve en nihayetinde her şeyi değişime uğratma gücüne sahip Kırmızı Taş, yani Felsefe Taşı elde edilir. Bu süreç sırf kimyasal bir süreç değildir, simyacının içindeki ruhsal bir süreci de içerir ve aynı zamanda dünyanın ruhsal evrimidir. Kırmızı Taşın yaratılması başarıldığında, bu Taş bütün dünyayı değiştirecektir. Bu büyük güne varmak için yorulma bilmeksizin çalışmaktadır simyacı. Simyacılar, evrenin tek bir maddeden oluştuğuna ve yedi tür metalin bu ana maddeden gezegenlerin etkisiyle türediğine inanırlarmış. Bunlara göre temel metalleri altına çevireceğini sandıkları öz maddeye Simyacı Taş ı (Kserion, El-İksir ) veya spekülatif olarak Felsefe Taşı adını vermişlerdir. Özden oluşan yedi metal, Ay’ın etkisi ile türeyen gümüş, Merkür ile cıva, Satürn ile kurşun, Jüpiter ile kalay, FONT color=“#0000FF”>Mars ile demir, Venüs ile bakır olarak sıralanır. Bunlardan ilk ikisi soy diğerleri ise soy olmayan metaller sayılır. Metallerin köklerinin cıva ve kükürt olduğuna; bunlardan sırasıyla önce soy olmayan metallerin sonra soy metallerin türediğine inanılırmış. Mesela; metal maddelerin ilk hali sayılan demirin önce bakıra sonra sırayla kurşun, kalay, gümüş ve altına dönüşmesi gibi. . Bu nedenle simyacıların, demirden altın yaptıkları sanılır ve gerekli sırları sakladıklarından şüphelenilirmiş. Gerçekten de simyacılar maddenin dışsalını değil içselini araştırdıkları için çalışmalarını ve yöntemlerini sır olarak saklarlarmış. Alşimistler sırlarını kullandıkları acayip bir dil vasıtasıyla gizlemişlerdir. Kötü niyetli insanlardan bilgiyi gizlemek için, aktarımını kendilerinden veya erbabından başkasının anlayamayacağı bir dille yapmaktadırlar. Yani söz açıktadır ama anlaşılamamaktadır. Alşimistler, metallerde veya maddede olduğu gibi, insan ve evren arasındaki gizemli bağlantıyı çözmeye uğraşmışlardır. İnsanın tabiatın yarattığı şekliyle, uyanmamış ve aydınlanmamış olduğunu kabul ederler. Ancak bu tahammül edilmez iç çatışma ve sefaletten insan kendi doğal gayretli ile kurtulamaz ve kendisini yüceltemez. Çünkü doğa ancak kendi benzerini üretir. Onun için dışarıdan bir müdahale gereklidir, yani Alşimist bir özdeyişte olduğu gibi ‘’Doğanın başlattığını San’at mükemmelleştirecektir ’’. ‘’Altınımızı biz san’atımızı kullanarak, hiç bir şey eklemeden, hiç bir şey çıkarmadan yalnız fazlalıklardan kurtararak ürettik . ’’ diyor bir Simyacı. Bir başka anlatımla, Alşimistlerin iddiası şudur: İnsan Hikmetin gizli bir öğesidir, tabiatın yarattığı haliyle iç çatışmalar içinde, cahil, uyanmamış ve belirsizlikler içindedir. San’atın bütün amacı ise, içsel kavrama becerisinin ve hikmetin üzerindeki örtüyü kaldırmak ve gizlenmiş olan ilahi kök ile aklının arasındaki perdeyi yok etmektir. Simyacıların diğer bir özelliği de maddenin zıt kuvvetler etkisinde olduğuna inanmalarıdır.Simyacıların anlayışına göre; insan ruhu da metallerin soy metale önüşmesinde olduğu gibi aşamalı bir sürece tabidir.

KAYNAKÇA

  • Alchemy - Alchymicum - Learn the Ancient Secrets of Alchemical Wisdom
  • Thamos (Derleyen)Simyanın Öyküsü, Ezoterizm ve Bilimsel Gelişme (GEOMETRİ)
  • Sirdar Ikbal Ali Occultism- Its Theory and Practice
    Shah. The Alchemists Anders Sandberg