GÖZLEMCİNİN
GÜNLÜĞÜ

Gözlemci: Nihat Al

Baktığını görmek
Bakmadan da görmek

NEZAKETİN MALİYETİ

M.S. 55 yıllarında Pamukkale civarında doğmuş olan Epiktetos, işkence amacıyla ayağını burmakta olan efendisini,
“Fazla bükersen kırılacak” diye ikaz eder. Efendisi işlemi sürdürür ve ayak kırılır. Epiktetos olacağı önceden tahmin etmenin mahcubiyeti içinde,
“Demedim mi bak kırıldı !” der. Olayı dile getirirken gösterilen şu sükunet ve nezakete bakınız; Zulmedilen kendi canı değilmiş gibi. Efendisi ile birlikte laboratuvarda bir deney yapıyorlarmış da, sonucu not ediyormuş gibi. Biri sizin ayağınızı kıracak, siz ona zabıt katibi gibi davranacaksınız; “Bak kırıldı“diyeceksiniz.
Hiddet yok, şiddet yok, isyan yok !Tarihe geçer bu nezaket ve sükunet. Nitekim geçmiştir.
Karşılığında ne ödenerek elde edilmiştir bu incelik ? Ne ödenecek, hayatının ilk evrelerinde köle olduğunu biliyoruz Epiktetos ’un. Yaşamsal bütün değerlerini efendisinin ayakları altına sermek zorunda oluşudur ödenen bedel.
Bu olaydan 20 adet yüz-yıl geçtikten sonra, aynı topraklarda, gene benzeri bir nezaket ve sükunet sergilenmektedir :
301 Arkadaşını madene kaptırmış bir genç işçi, hastaneye götürülürken bindirildiği cankurtaranda, sedyenin üzerindeki çarşafı kirletmemek için çamurlu çizmelerini çıkarmaya kalkmaktadır.
Bu kez bedel nedir? Ülke düzeyinde alkış tuttuğumuz bu inceliğin edinilmesi neye mal olmuştur?
Her iki olayda da, kutsanacak inceliğin altında, çaresizlik yatmakta ve asıl vurgulanması gereken bu husus geri plana düşmektedir.
Sistem bu genç adamın ve arkadaşlarının yalnız emeğini değil, varlığının tümünü kullanmakta, bu sayede maden ocağının randımanı, işleticisinin kârı, pek de meşru olmayan yollarla O’ndan sebeplenenlerin avantaları artmaktadır.
Bu işi gözetmesi ve denetlemesi gerekenler ise… Yok hayır, onlar için toplumun hicap duygularını incitmeden bir şeyler söylemek mümkün değildir.
Hayatının pek çok aşamasında, sistemin kendisini kollamamakta oluşunu kader sanan insanım, olanca ezikliği içinde , cankurtaran çarşafına çamur bulaştırmama telaşındadır.
Bu bir incelikse , bu inceliği kazandıran şeyler, övünülecek şeyler değildir. Eğitim, sağlık, adalet, güvenlik bakımından ve daha pek çok açıdan heder edilmiş bir ömürde filizlenmiş inceliktir. Hatta gelin daha doğru bir ad koyalım:
Bu bir ezikliktir. Maliyeti ise acıdır ve yüksektir.
Bir de şu çelişkiye bakın!
Hayatı söz konusu iken dahi uzanacağı sedyeyi kirletmemeyi düşünen ve başka bir istekte bulunmayan vatandaşımıza karşılık, peynir ekmek ister gibi, Özerklik bölgesinde üretilen enerjiden pay, kendi dilinde eğitim, yerel parlamento, bağımsız güvenlik gücü vs. , isteyenler de aynı döneme rastlamaktadır.
Öncekindeki ezikliğe karşılık berikinde gözlemlenen bu özgüvenin kaynağı nedir? Kim vermiştir bu duyguyu ? Davasının haklılığı mı ?
Bakalım siyasi kisveli biri nasıl savunuyor dileklerini:
Televizyonda soruyor muhatapları;
- Barış süreci diyorsunuz, böyle bir süreçte n’oluyor bu yol kesmeler, çocuk kaçırmalar, karakol basmalar?
-“Bunların hepsi teferruat”> diyor.
”Taleplerimizin yerine getirilmesi doğrultusunda bugüne kadar ne yapıldı ki , Kürtlerden de anlayış beklensin !”
Ve bu soruyu ardarda birkaç kez tekrarlıyor. Ne güzel ! Ülkenin egemenliğine ve bütünlüğüne aykırı şeyler isteyeceksiniz, yerine getirilmeyince eşkıyalığı savunacaksınız ve siz bir siyasi’siniz !
Bu zatın partisi hariç, herhangi bir siyasî partimizin verdiği önergeler kabul edilmiyor diye yol kestiğini, adam öldürdüğünü, çocukları dağa kaçırdığını, ya da yandaşlarının bunları yapmasını savunduğunu düşünün.
Hayır düşünmeyin, zira akla ziyan. Peki bu zat ve partisinin tavırlarına çok mu alıştık. Sükunetimiz büyüklüğümüzden mi, Epiktetosluğumuzdan mı?
Ulusal kahramanları ulusal zalimler diye anacaksınız, kurtuluş savaşında yaklaşık 16 isyan çıkaranlar haklı, isyanı bastıranlar zulüm işlemiş olacak.
Haklılığı bu kadar. Sadece istiyor, verilmeyişini isyan sebebi sayıyor. Bu durumdaki insanlarda özgüven varsa, bir garabet var demektir, mantığı tersine çeviren bir arka sebep var demektir. On-on iki yıl önce neredeyse sıfırlanmış terör şimdi şahlanmış ise, ülkeyi yönetenler acı acı düşünmeli değil mi?
Biz ne yapıyoruz? Irak petrollerini Merkezî Irak Hükumeti kanalıyla edinmek yerine, ileride kurulması ve topraklarımıza musallat olması muhtemel Kürt devletinin gene muhtemel başkanı Barzani kanalıyla edinmeğe çalışıyoruz; adama prestij ve çıkar sağlayıp güçlendiriyoruz. Protestoları yiyince ve uluslararası mahkemelerde yargılanma tehlikesi belirince de tevil yoluna sapıyoruz,
“Bu bir uzak görüşlülüktür, olacak şeyi önceden görüp gönül kazanmaktır” diye mi düşünülüyor.
Peki zillet nedir ?
Egemenliğime ve bütünlüğüme yönelmiş tehdidi bile umursamıyorsam !?
3sutun'a Git            Baş Sayfaya Geri Dön