BİLİM KURGU
VE
FANTAZİ, ÜTOPYA, GELECEKBİLİM

Necdet Kesmez

Giriş

İnsanlar geçmişi ve geleceği merak etmişler, bu merak sonunda elde edecekleri bilgiden çeşitli yararlar ummuşlar ve sağlamışlar, geçmiş ve gelecek hakkındaki bilgilerini, düşüncelerini diğer insanlarla paylaşmayı da istemişlerdir..
Geçmişi masallar, efsaneler, destanlar, kıssalar, meseller, menkıbeler, tarihsel romanlar, anılar vb ile anlatırız. Geçmişi inceleyen bilim dalı ise “Tarih ”tir. Bir anlamda geçmişle ilgili bütün anlatılar tarihin bir parçası sayılabilir. Tarih dışındaki anlatı türlerinin ortak yanları olarak
  1. Hayal gücünün az veya çok kullanılması,
  2. Gerçek dünyadaki zaman ve mekan kavramları ile doğa yasaları konusunda biraz esnek bir yaklaşım sergilenmesi
  3. Kahramanların fizik ötesi güç ve yeteneklere sahip olması, örneğin uçabilmeleri, mucizeler yaratabilmeleri, insan olmayan canlıların konuşabilmeleri (intak=dillendirme), casızların canlı varlıklar gibi davranabilmeleri (teşhis= kişileştirme)
söylenebilir.
Geleceğe ilişkin anlatıları, falcılık ve yıldız falı (astroloji) ile kehaneti bir tarafa bırakırsak, fantezi, ütopya, bilim kurgu, şeklinde sayabiliriz. Geleceği bilimsel olarak inceleyen bilgi dalına ise Gelecekbilim (Futurology) adı verilmektedir. Bilimkurgu ile gelecekbilimi arasında Gelecekçilik (futurism) adlı bir akımdan da söz edilebilir.

GEÇMİŞLE İLGİLİ ANLATI TÜRLERİ

Masal (Folk-tale ) :

Halk arasında anlatılan zaman, mekan kavramlarında belli bir esneklik bulunan kahramanları bazan doğa ve fizik ötesi güçlere veya yeteneklere sahip olabilen daha çok şifahi anlatılar. Ahlaki bir ders içeren hayvan masalları da (fable) bu kategoride sayılabilir.

Efsane (Myth)

Tanrılar ve kahramanlarla ilgili olarak yaşamda geçen veya doğada bulunan oluşum, olay varlık ve nesneleri konu alan ve kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılar.

Tarihsel roman (Historical Novel):

Tarihi olayları kişileri konu lan ve bunları bir entrika çerçevesinde okuyucuya sunan kurmaca yapıtlar.

Destan (Epoic)

Bir ulusun, kavmin, halkın başından geçen ve genellikle bir veya bir kaç kahramanı konu alan çoğu kez başarılı olayları övünçle ve kıvançla aktaran uzun şiirsel anlatılar (İliyada, Ergenekon), Bir ahlaki veya dinsel ilkeyi kuralı açıklayan, anlatan,, öğreten çoğu kez Tarihsel veya dinsel kişilerin başından geçen olayları konu alan kinayeli (allegoric) anlatılar

Menkibe (Legend)

Bilimsel tarih içinde yer almayan ve doğruluğu kanıtlanamayan ancak halk arasında gerçeken tarihte olmuş gibi kabul edilen öyküler.
Gelecek ile ilgili anlatıların ortak yanları olarak da
  1. Az veya çok hayal gücünün kullanılması,
  2. Gerçek dünyadaki zaman ve mekan kavramları ve doğa yasaları konusunda biraz esnek bir yaklaşım sergilenmesi
  3. Teknolojik, sosyolojik, psikolojik gelişimi önceden bilmek bildirmek duyumsamak görmek, bununla ilgili olarak haber vermek, kehanette bulunmak kestirimde bulunmak, önceden tanı koymak, önceden uyarmak, tahmin yürütmek
Söylenebilir.

Fantezi

Fantezi, Görülmemiş yaratıkları, konuşan hayvanları, canlanan ağaçları, gizemli veya doğa üstü olayları, fizik yasalarını hiçe sayarak zaman ve mekan içinde dolaşmaları konu alan anlatılar olarak tanımlanabilir. Fantezi, geniş anlamda alındığında masallar, efsaneler ile bir ölçüye kadar destanlar ve ütopyalar ve hatta bilim kurgu öyküleri hep fantazi’nin kapsamında sayılabilir..
Dar anlamda fantezi denince Lewis Carol ’un Alis Harikalar Diyarında adlı yapıtındaki gibi olay ve karakterlerin yer aldığı kurmaca yapıtlar kastedilir. Bugün televizyonda ve sinemada pek çok örneklerini gördüğümüz fantezi, çoğu kez bilim kurgu ile kolayca karıştırılabilir. Oysa bilim kurguda mutlaka sağlam bir neden-sonuç ilişkisi, mantıksal tutarlılık ve bilimsel ve teknolojik bir baz bulunmalıdır.

Ütopya

Bugün ütopya denince ideal bir cumhuriyet akla gelir, öyle bir cumhuriyet ki orada oturanlar görünüşe bakılırsa mükemmel bir durumda bulunmaktadır. Hümanist İngiliz yazar Thomas More ’un 1516 da yayımlanan iki ciltlik romanının başlığında ilk kez kullanılan utopia sözcüğü eski Yunanca hiçbir yer veya yokyer anlamına ( ou [yok], topos [yer]), gelmektedir. Dictionnaire de l'Académie ’ye göre ütopya kavramının doğuşuna < Rönesans, matbaanın icadı ve Amerikanın keşfi ile doğan kültürel atmosfer çok uygun bir sorgulama ortamı yaratmış ve toplum ve devlet için yeni tasarımlar, planlar üretmek ihtiyacının ortaya çıkması neden olmuş ve bu suretle toplumsal eleştiri ve daha iyi bir toplum özlemi ile ilgili fikirlerin bir roman görünümü altında gizlenerek verilmesi. Rousseau’dan Fourier ve Marx’ a uzanan idolojiler çizgisinin öncüsü haline gelmiştir..
Ütopya sözcüğü ilk kez onaltıncı yüzyılda kullanılmış olmakla beraber ütopya kavramı çok eskidir. Eflatun ’un dilimize DEVLET adıyla çevrilmiş olan eserinde, filozofun yaşadığı Atina ’ya karşı yeni ve ideal bir Kent (site) modeli ortaya atılmıştır. Biraz zorba, biraz demokratik; bütün değerlerin göreceli olduğu, adalet ilkesi ile güçlüyü haklı kılan görüşün bir arada bulunduğu, sofistlerin dayattığı politika ve felsefelerin karşısına - ki bu politika ve felsefeler Sokrat ‘n idamı ile son kertesine varmıştı - ideal bir kent tasarımı ortaya konuyor. Burada seçkin filozoflar’ ın yönettiği ideal bir aristokrasi söz konusudur. Filozofların altında hiyerarşik olarak şiddet içeren bütün eylemleri işlemek tekeline sahip savaşçılar ve her türlü üretimi sağlayan işçiler yer almaktadır. Bu grupların birinden diğerine geçmek mümkün değildir. Ama grup içinde nerdeyse mutlak eşitlik vardır; öyle ki, savaşçılar grubundaki kadınlar da savaşçıdırlar ve ortaklaşa paylaşılırlar, çocuklar ise hep birlikte ve yine ortaklaşa yetiştirilirler. İşte bir zamanlar Türkiye’de Eflatun’a komünist yaftası bu yüzden yakıştırılmıştı.
Görüldüğü gibi Eflatun , baldıran zehrini içmek zorunda bırakılan Sokrat ’n intikamını alırcasına, gerçek bilgiye sahip bir iktidar ve tam adaleti sağlayan bir devlet öneriyor. Bu öneride Atina’da var olan teknolojik koşulların veri olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Zaten durağan bir ekonomide teknolojik yenilikleri konu alan bir model geliştirilmesi olası değildi. Aslında Eflatun’un Devleti, bir canlı organizma yı veya insan ı model olarak almaktadır. Yönetici filozoflar kafa ’yı yani AKILı, savaşçılar göğüs ü yani CESARET VE KUVVETi, işçiler ise karın ı yani İHTİYAÇLARı temsil etmektedir. Diğer bir benzetmeye göre de yöneticiler çoban, savaşçılar çoban köpekleri , işçiler ise sürü olarak düşünülmektedir.
Thomas More ’un ÜTOPYA ’sı da yaşadığı dönemin İngiltere’sinden yola çıkarak komünist sayılabilecek öğeler taşıyan bir tasarım ortaya koymaktadır. More ’un eseri Americo Vespucci’ den sonra meşhur olan gezi anıları formunda, Yokyer adasına yapılan bir geziyi anlatmaktadır. Bu hayalî ada, akla dayanan, demokratik bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Zenginlik ve görkem aşağılanmakta, altın adî bir metal sayılmakta, gümüş ise yasaklanmış bulunmaktadır. Özel mülkiyet de yasaklanmış olup mallar ve dükkânlar devlete aittir. Çalışma zorunlu olup çok sıkı kontrol altındadır ve günde altı saati geçememektedir. Bu suretle herkes kendisini yetiştirmek ve eğlenmek için yeterli zamana sahip olacaktır. Bir bilim ve akıl cenneti olduğu ve bilgeler aristokrasisi tarafından yönetildiği halde, bu ada da, «üretici » olmadıkları için, sadece sınırlı sayıda aydın bulunmasına izin verilmektedir. Toplumsal yapı aileye dayanmakta, yemekler birlikte yenmektedir. Adada kölelik ve sömürgecilik yasal ve haklı görülmekte, harplerde paralı askerler kullanılmaktadır. Güldürü ve ince alayla örülmüş olan eserde, özel mülkiyet ve tekelci uygulamaların kötülükleri, zenginlerin fakirlere yaptığı eziyetler, prenslerin zulmü, toplum kurumlarının toplumdaki kötülüklerden sorumlu olduğu cesaretle sergilenmektedir. Rousseau’nun eserini önceleyen ve sosyalizm ve hatta komünizme varan görüşler. Ütopyada, her şeyden önce düşünceler ile eylem, toplumsal düzen, ahlak ve siyaset arasında bir köprü kurulmakta, baskı mekanizmaları irdelenerek insanların dünyayı değiştirmeleri için bir öneri geliştirilmektedir. Sanatçı, bir öykü ortaya getirerek hayalimizde yeni bir dünya yaratıyor. Burada sanatçının özgürlüğü, kurgulama yeteneğinin, yani yaratıcılık ve hayal gücünün sonuna kadar uzanır, tek kısıt yapıtın iç örgüsünün mantıksallık sınırının aşılmasıdır. Sanat yapıtlarında okuyucu veya seyirci “inanılabilirlik” ister. Kurgulanan gerçekten “ olabilir” olmalıdır
. Ütopya’lar, sadece edebiyat dünyası ile sınırlı kalmamış, politika alanında ve gerçek hayatta da bazı denemelere konu olmuştur. Bu arada Jizvitler, Owen, Saint Simon, Babeuf vb. zikredilebilir. Bu denemeler bizim konumuzun dışındadır.
. Edebi alanda Aziz Agustin ’in Tanrı Kenti , Swift ’in Gulliver’in Gezileri , Huxley ’in Cesur Yeni Dünya’sı , Orwell in 1984’ü ve Hayvan Çiftliği hemen aklımıza gelen örneklerdir. Diğer sanat alnalarında da, özellikle sinemada ütopyalar yaratılmıştır. Örneğin : Maymunlar Adası, Kumsalda gibi filmler.
Ütopyaların başlıca özelliği geleceğe ait bir öngörüde bulunulması, gelecek için bir proje ileri sürülmesidir. Başlangıçta genellikle iyimser veya iyi dünyalar tasarlayan projeler söz konusu idi. Giderek karamsar, kötümser projeler çoğaldı. Ayrıca ütopya ile bilim kurgu birbiri içine girmeye başladı.
Bu anlatılanların ışığında bir ütopya tanımının öğelerini şöyle sıralayabiliriz :.
  1. Var olan sosyolojik, ekonomik, çevresel, psikolojik vb alanlardaki verilerden yola çıkılarak veya tümüyle düşünce gücünü çalıştırarak yeni bir dünya projesi hazırlamak
  2. Bu projeyi ilgi uyandırıcı bir bir öykü haline getirmek,
  3. Bu öyküyü sanatsal bir yapıtla okuyucuya veya seyirciye sunmak..

Bilim kurgu

Ütopyayı oluşturan hayal gücünü bir adım ileri götürünce bilim kurgu ile karşılaşıyoruz. Cehaletimi ortaya koyuveririm endişesiyle Bilim kurgunun tanımını vermeye çekiniyor ve tanımı etrafından dolanarak anlatmak üzere sözü büyük bilim kurgu ustası Asimov ’a bırakıyorum. Bakınız büyük usta, hayal gücünü kullanarak ortaya konulacak yapıtın başlıca üç türde olabileceğini şöyle açıklanıyor
Varsayalım 1880’lerdeyiz ve insan veya hayvan gücü olmadan kendi kendine hareket eden bir taşıt tasarlıyoruz. Bu taşıta da kendigider veya otomobil adını veriyoruz ve bu beyin yavrusunu bir öykü çerçevesinde okuyucuya veya seyirciye sunmak istiyoruz.
YAZAR X öyküde zamanının büyük kısmını bu makinenin nasıl çalıştığını, mucidin bu makineyi ortaya getirmek için ne gibi çalışmalar yaptığını, başından ne gibi zorluklar geçtiğini sonunda nasıl başarıya ulaştığını anlatır. Öykünün doruk noktası iki tarafında kalabalık bir seyirci kitlesinin bulunduğu caddede saatte 20 kilometre gibi baş döndürücü bir hızla ilerleyen otomobil, kendisine meydan okuyan at arabasını da gererek alkışlar arasında bitiş çizgisine ulaşıyor. Belki sevgilisi sevinç gözyaşları döküyor. Asimov buna Araçsal Bilim Kurgu Öyküsü (gadget science fiction)adını veriyor.
YAZAR Y otomobili hemen öykünün başında icat ediverir ama şu gangster çetesi bu icadı ondan çalmak istemektedir. Bu amaca erişmek için önce Ustanın kızını kaçırırlar. Ustanın yardımcısı, hemen otomobile atlar. Saatte 20 kilometre gibi görülmemiş bir hızla haydutların peşine düşer. Kızı, haydutların bağlayıp bıraktığı yerden susuzluktan ölmek üzereyken son anda kurtarır. Otomobilin bu akıllara hayret veren hızı olmasa hiç bir şekilde kızcağız kurtulamayacaktı. Bu tür öyküye de Asimov Bilim Kurgu Macera Öyküsü (adventure science fiction)adını veriyor.
YAZAR Z ise daha derin sularda yüzmektedir. Otomobil icat edilmekle iş bitmez. Otomobil mükemmel bir taşıt aracı haline gelir. Büyük bir otomotiv endüstrisi oluşur. Bütün ülke karayolları ağı ile örülür. Yeni kentler, kentlerde banliyöler oluşur. Trafik kazaları can almaya başlar. Giderek trafik toplumsal bir felaket haline gelmeye başlar. Ne yapmalı acaba? Nasıl bir çözüm bulmalı? Bu da Toplumsal Bilim Kurgu Öyküsü
Yukardaki açıklamaların ışığında bilim kurgunun şu ögeleri taşıdığı ileri sürülebilir:
  1. Var olan teknolojik verilerden yola çıkılarak veya tümüyle hayal gücünü çalıştırarak yeni bir teknolojik ortam yaratmak,
  2. Bu yeni teknolojik ortamın sosyolojik, ekonomik, çevresel, psikolojik vb alanlardaki izdüşümünü irdelemek,
  3. Bu izdüşümü üstüne, ilgi uyandırıcı bir entrika (plot) çerçevesinde bir öykü oturtmak.
Ütopya için konulan sınır burada da geçerlidir: SANATÇININ ÖZGÜRLÜĞÜ KURGULAMA YETENEĞİNİ, YANİ YARATICILIK VE HAYAL GÜCÜNÜN SONUNA KADAR UZANIR, TEK KISIT YAPITIN İÇ ÖRGÜSÜNÜN MANTIKSALLIK SINIRINI AŞMAMASIDIR.

Gelecekbilim

Gelecekbilim (futuroloji), gerek bilim ve teknolojideki ve siyasal ve gerek toplumsal yapıdaki eğilim, akım ve gelişmeleri incelemek, irdelemek ve önceden bilmeye çalışmak şeklinde tanımlanabilir.
Batı dillerinde geleceği bilmek ve tahmin etmekle ilgili pek çok sözcük olduğunu görmekteyiz. Türkçemizde ise gelecekten haber vermek, kehanet, kestirimde bulunmak, kötü bir şeyin habercisi olmak, önceden bildirmek, önceden bilmek, önceden duyumsamak, önceden görmek, önceden tanı koymak, önceden uyarmak, tahmin yürütmek, uyarmak gibi sözcük ve deyimler bulunmaktadır. Birbirine yakın bu kadar kavram yaratılmış olması insanların geleceği bilmek konusundaki arzularının büyüklüğü konusunda bir fikir veriyor.
İnsanların geleceği bilmek konusundaki isteklerine ilk önce galiba yalnız kâhinler ve falcılar cevap verebiliyorlardı. Edebiyatçı ve sanatçıların hayal güçlerini çalıştırarak ortaya koyduğu yapıtlar geleceği bilmek arzusunu tatmin yolunda önemli bir adım oldu. Jules Verne’ler H. G. Wells’ler hemen aklımıza geliyor. Buradan bilim kurgu öyküleri doğdu. Eski yunandan başlayarak Filozofların gelecek hakkında biraz kehanetle karışık kestirimleri olagelmiştir. Bu kestirimler kişiye pratik yaşam hakkında çok yararlı bilgiler veremeyen zihinsel egzersizler idi. Burada hemen Alvin Tofler, Jean Jacques Servan-Schreiber gibi yazarlar aklımıza geliyor. Geniş kitleler gelecekbilim’den haberdar olmalarını ve bazı bilgiler edinmelerini bu gibi çok-satan yazarlara borçludurlar. Ama gelecekbilim aslında ABD’deki ve diğer bazı ileri ülkelerdeki vakıf, enstitü, dernek biçiminde kurulmuş düşünce kazanlarında (think tank) oluşturulmakta veya geliştirilmektedir.
Bu düşünce kazanlarında önümüzdeki 25, 50 ve yüz yılda nüfus, şehirleşme, çevre, tarım, beslenme, ekonomi alanlarında insanlığı ve Dünyayı ne gibi bir gelecek beklediği bilimsel yöntemlerle kestirilmeye çalışılmakta;
  • Bilim ve teknoloji alanında maddenin parçalanması ne gibi sonuçlar doğuracak,
  • Makineleşmeyi izlemesi kaçınılmaz olan süper makineleşme bize neler vaad ediyor,
  • Enerji sorunu nasıl çözümlenecek,
  • Canlı organizmalar konusundaki bilinmeyenlerin gittikçe azalması insan yaşamını nasıl etkileyecek
gibi sorulara yanıt bulunmaya çalışılmaktadır. Hattâ Okyanuslarda ve uzayda yerleşim merkezleri kurulması gibi bugün biraz uçuk sayılabilecek konular üzerinde de ciddi ciddi durulmaktadır.
Gelecekbilim çalışmalarına başlanmasında bilim kurgu öykülerinin herhalde katkısı olmuştur. Ama bugün bilim kurgu öyküsünün en önemli malzemeleri gelecekbilim tarafından sağlanmaktadır.

Gelecekçilik Akımı

Bilim kurgu ile daha yakın ilişki içinde bulunan bir diğer alan gelecekçilik (futurism) akımıdır. Burada, bilim kurgu ile ilişki o kadar yakın ki bilimsel kestirim nerde bitiyor hayal gücüne dayanan yaratışlar nerede başlıyor belli değil. Nanoteknoloji, biyoteknoloji gibi bugün az çok meslek dışı aydınların da bilgi sahibi olduğu konular Gelecekçilik kapsamında inceleniyor.. Ama buradan tekilsellik (singularity), insanötesilik (transhumanism) gibi kavaramlara, ve insanlığın Dünyayı terk edip başka gezegenleri veya uzayı mekan tutması projelerine varılıyor.
Uyanık” bilgisayarların yapılması, Dünyayı kaplayan bilgisayar ağların kurulması, bilgisayar / insan arayüzünün ortaya çıkması ve biyoloji bilimindeki gelişmeler gelişimin ivmesinin ivmesini o kadar artıracak ki, Darwin’ci evrim aşamalarında insanın ortaya çıktığı aşamadakine benzer yoğunlukta bir gelişme aşamasına varılacak, belki insanlar artık demode olacak ve Dünya robotlara miras kalacak veya insanlardan insanötesi bir varlık oluşacak, robotları egemenliği altına alacak, veya insanlık Dünyayı terk edip başka gezegenlere göçecek..
Bize çok uçuk gelen bu fikirler çok saygın fizikçilerin, matematikçilerin, biyologların bilimsel makalelerinde işleniyor, bilimsel toplantılarda sıcak tartışmalara konu oluyor.
Bu bakımdan galibaYahya Kemal ‘in meşhur dizesini
İNSANLAR BU ALEMDE HAYAL ETTİKLERİ ÖLÇÜDE YAŞAYACAKLAR
Şekline dönüştürmek uygun olacak.
Sözlerime Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmış olan Emberto Eco ile ilgili bir haberle son vermek istiyorum.
Der Spigel Dergisi muhabirinin sorularını yanıtlayan yazar ve düşünür Umberto Eco “Ütopya çok katı hedefler demek değildir, bir ufka sahip olmaktır. ” Dedi. Küreselleşme karşıtlarının hedeflerini desteklediğini, ama yöntemlerini benimsemediğini belirten Umberto Eco, 60’lı yıllardan sonra iki partili demokratik sisteme geçilmesi ile temsili demokrasinin ortadan kalktığını ve yeni bir “demokrasi” nin egemen olmaya başladığını veBerlusconi’ nin de bu demokrasinin öncülerinden olduğunu söyledi. Eco, “ABD’yi ele alın; başka bir başkan seçilseydi, sonuçlar değişmeyecekti. Büyük işverenler gene Kyoto protokolünü reddedecekti. (... ) Durum tıpkı generaller ve azınlıktaki zengin ailelerin yönettiği Roma İmparatorluğu’na benziyor. (... ) Biz bilgisayar çağında temsili demokrasi yerine başka bir yöntem, devlet ile muhalefet, iktidar ile yerel topluluklar arasında yeni bir denge bulmak zorundayız. Bunun için de fanteziye ihtiyacımız var”.
Dedi.
3SUTUN BAŞ SAYFASINA                                              BU BÖLÜMÜN BAŞINA