arka bahçe

Bazı evlerin arka bahçesi ön bahçesinden daha ilginç, daha sevimli ve daha yararlıdır.

ARKA BAHÇE

Kamudaki ve dernek, vakıf gibi
özel kuruluşlardaki
bazı "görev dışı" fikrî çalışmalarımdan
arda kalanlar.

Necdet Kesmez


ŞÖVALYELİK ÖLDÜ MÜ ?
(Servet Şamlıoğlu (*) Üstad ile ilgili bir anı ve Denetçilik hakında bazı görüşler)

I - GIRIŞ

Biga Gelirler Kontrolörlüğüm sırasında, Marmara bölgesinde bir ilçeye basit bir soruşturma için gitmiştim. Malmüdürü ile ilk görüşmemi yaparken, o zamanlar Gelirler Kontrolörü olan Servet Şamlıoğlu üstadın teftiş için oraya gelmiş olduğunu, bir hafta kaldığını, benden bir süre önce de ayrıldığını öğrenince, yazdığı “Cevaplı Rapor” (1) adı verilen teftiş raporunu görmek istedim. Ben birkaç sayfalık bir dosya beklerken, büyük bir klasör geldi: Raporun sadece metin kısmı 60 sayfa tutuyordu. Malmüdürlüğünün Vergi Dairesi bölümü ve özellikle tahakkuk işlemleri baştan sona gözden geçirilmiş, bütün yanlışlık, eksiklik ve düzensizlikler " Rapor “un maddelerine aktarılmıştı.
Bir hafta gibi kısa bir sürede böyle bir rapor nasıl yazılabilmişti? Bazıları çok ince yorumlara dayanan bu kadar çeşitli gözlem nasıl bir birikim gerektiriyordu? Bir denetçinin normal bir çalışmayla en az 5-6 haftalık mesaisini gerektiren bu çalışmayı bir haftaya sığdırabilmek için nasıl bir çalışma temposu tutturmak gerekmişti?
Zihnimde beliren bu soruların bir bölümünü malmüdürünün açıklamaları hemen aydınlatıverdi: Aslında denetimi fiilen yapan vergi dairesinin kendi personeli olmuştu. Üstad, onlara sadece dosyalarda nerelere bakılacağını, nelere dikkat edileceğini, ne gibi hataların araştırılacağını anlatmış, onların bulup çıkardıkları "gözlem”leri, saptadıkları bulguları önceden yazılmış rapor maddelerinin altına listeler halinde geçirmek işi de kendisine kalmıştı.
Malmüdürü de. memurlar da hem bütün kusurlarının böylece ortaya çıkarılarak bütün işlemlerinin düzenli bir hale getirilmiş olmasından, hem de bir sürü işlemin doğrusunu öğrenmiş olmaktan çok memnundular. Gelirler Kontrolörlüğüm sırasında Vergi İdaresini Geliştirme Projesinde Amerikalı uzmanlarla çalışırken ve Gelirler Genel Müdürlüğü Başyardımcılığım sırasında Gelirler Kontrolörlerinin çalışmalarının yönetiminden sorumlu olduğum sürede, denetim felsefesi, denetimin organizasyonu, denetim yöntemleri gibi konulara eğilmek imkanını buldum. Daha sonra bu konuların tartışıldığı ulusal ve uluslararası çeşitli forumlara dinleyici veya konuşmacı olarak katıldım. Ama rahmetli Şamlıoğlu üstadımla ilgili bu anım, bu konularda en canlı, en geçerli ve en aydınlatıcı ders olmuştur. Aşağıdaki görüşlerin temelinde de bu dersten çıkarılabilecek sonuçlar yer almaktadır.

II - GELENEK

Bu gün Türk idaresinde oturmuş bir teftiş geleneği ve birikimi vardır. Kaba çizgilerle, bunun Osmanlı Devletinde idarenin yeniden düzenlenmesi çabaları meyanında Fransız devlet yönetiminden yurdumuza aktarılan sistemlerden kaynaklandığı ileri sürülebilir. Özellikle Fransız Maliye Bakanlığı içinde yer alan “l'Inspecteur des Finances” pozisyonunun Maliye Müfettişi adıyla idari yapımıza kazandırıldığını görüyoruz. Gerek yetki ve sorumlulukları ve gerek eğitim, bilgi ve deneyim düzeyleri itibariyle Fransız adaşlarından geri kalmayan Maliye Müfettişlerinin uygulamada çok başarılı olmaları, bir kurum olarak diğer Bakanlıklarda ve bağımsız idarelerde benzer kadrolar oluşturulmasına yol açmış, hatta, kamu bankaları başta olmak üzere, birçok kamu iktisadi teşebbüsünde de denetim fonksiyonu aynı modele göre biçimlendirilmiştir.
Bu modelin ana öğesi zor bir yarışma sınavı ile akranları arasından sıyrılıp “yardımcı” (2) olarak atanmaya hak kazanmış, maiyetine verildiği “üstad”ı tarafından katı davranış kuralları ve sert bir çalışma disiplini içinde yoğrulmuş, yardımcılık dönemi sonunda gireceği “yeterlik sınavı”' nda başarılı olabilmek için, alanı ile ilgili bütün mevzuatı ve teknik bilgileri mecburen en ince ayrıntısına kadar öğrenmiş, teftişine tabi amir ve memurlarla arasında sınıf değilse bile kademe farkı olduğuna inandırılmış ve çoğu gerçekten bu inancı doğrulayacak bir düzeye erişmiş denetçi dir. Denetçi görevli olduğu idare Bakanlıksa Bakana, Genel Müdürlükse Genel Müdüre, diğer bir deyim ile, en üst makama, doğrudan bağlı olan bir kurul içinde yer alır. (3) Teftiş konusu olay ve durumların araştırılması, soruşturulması, ilgili mevzuatın ve literatürün incelenmesi, gereken yorumları yapıp tereddütlü konuların karara bağlanması, raporun kaleme alınması, hatta bazen tape edilmesi denetçi tarafından bizzat yerine getirilir. Denetçi sınavı kazandığı gün kendisine verilen kimlik cüzdanı, mühürü, evrak defteri ve çantası ile birlikte kendi başına bir denetim dairesi veya kuruludur. Bazan bir teftiş veya soruşturma işi birden fazla denetçiden oluşan bir ekip'e verilebilir. Ekip içinde iş bölümü gibi bazı konularda bir farklılaştırma yapılsa bile, esas itibariyle ekip üyeleri işin yürütülmesi sırasında eşit yetkilere ve konuların karara bağlanmasında eşit oya sahiptirler. Raporların altında, ekibi oluşturan bütün denetçilerin imzası, kıdem sırasına göre dizilmiş olarak yer alır. Türk idaresinde denetçi, tam anlamıyla bir idari birimdir. Uhdesine verilen denetim işinin sorumluluğunu ve her türlü yükünü tek başına taşır. Her gün kanun, kararname, tüzük, yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge, sirküler, genel yazı; talimat gibi isimlerle üstüne çığ gibi yıkılan mevzuatı izleyip, okuyup, inceleyip özümsemek; boşluklarını görmek, işlemlere ve dolayısı ile denetime ne biçimde yansıyacağını kestirmek onun işidir. Nüfus artışı, ekonomik kalkınma, Devletin fonksiyonlarının gelişmesi gibi bir çok nedenle hacmi gittikçe-artan, içerikleri karmaşıklaşan ve önünde dağ gibi yükselen belgeleri incelemek onun işidir. Toplum içinde gittikçe yoğunluğu artan ve karmaşıklaşan. belki de bozulan ve yozlaşan ilişkileri kavramak, bu ilişkiler çerçevesinde veya bazen bu ilişkilere rağmen vazifeyi ihmal ve suiistimal, zimmet, ihtilas, rüşvet gibi ceza kanununa tabi fiilleri veya görevden uzaklaştırma, kınama, uyarma gibi disiplin cezaları verilmesini gerektiren davranışları izlemek, ortaya çıkarmak, adalet önüne getirmek onun işidir. Bilgisizlik, ilgisizlik, ilkesizlik, amaçsızlık ve inançsızlıktan kaynaklanan kayırmacılık, kırtasiyecilik, adam-sendecilik, nemelazımcılık, müsriflik: veya hasislik gibi, idari yapıları saran ve sarsan hastalıkları teşhis etmek, tedavi yolları önermek onun işidir. Denetim ve yönetim alanında ilerleyen bilimlerin getirdiği varsayımları, kuramları, postulaları, sistemleri incelemek; yeni varsayımlar, kuramlar postulalar, sistemleri üretmek onun işidir. Denetim ve yönetim tekniklerini incelemek, yeni teknikler, uygulamalar geliştirmek onun işidir. Kısacası, Dünyayı değil ama görev alanına giren kurum ve kuruluşları ve belki de Devleti düzeltmek onun işidir. Denetçi, çalışmalarında kanunlara ve mevzuata dayanmakla beraber, . asıl gücünü medenî cesaretinden, görev bilincinden, öz saygısından alır. İncelemelerinde düzenli, bilgili ve tutarlı; davranışlarında ciddî, nazik ve hoşgörülü; kararlarında objektif, tarafsız ve adildir. Yalnız vicdanını dinleyerek mevki, şöhret veya para kazanmayı gözetmeden gerçekleri araştırır, doğruyu bulmaya çalışır. Bütün bunları yaparken bağlı olduğu makama değil asıl efendisi olan Devlete hizmet eder.

III - ŞÖVALYELER

Denetçiliğin yukarda çizilen portresi Ortaçağ Avrupa’sında doğan ve çeşitli başkalaşımlar geçirerek yakın çağa kadar önemini sürdüren şövalyeliği andırmıyor mu? Bu günkü yaşantımızda mecazî veya törensel bazı kullanımlar dışında pek yer almayan şövalye ve şövalyelik kelimeleri sözlüklerde şöyle tanımlanıyor:

(a) Şövalye:

  • Bindirilmiş ve silahla donatılmış olarak efendisine hizmet eden kişi(Ortaçağ)
  • Atlı ve silahlı bulunmayı gerektirecek kadar önemli bir tımar sahibi olan derebeyi (Ortaçağ)
  • Kişisel hizmet ve başarılarının bir karşılığı olarak hükümdar tarafından, miras yoluyla geçmeyecek, bir rütbe veya mertebe verilen kişi (Yeni ve Yakın Çağlar)
  • Şövalyelik sınıfına kabul edilmiş asil kişi (Yeni ve Yakın Çağlar)

(b) Şövalyelik

  • Bir şövalyenin sınıf, rütbe ve mertebesi
  • Şövalyenin sahip olduğu nitelikler
  • Derebeylik dönemindeki asillere özgü, dinsel niteliği olan askeri kurum

(c) Şövalyeliğin Vasıfları:

Cesaret, Nezaket, Sadakat, Zayıfları Himaye Şövalyeliğin asıl tanımını, Yuvarlak Masa Şövalyeleri; Malta Şövalyeleri; Sen Jan Şövalyeleri gibi tarihsel kişilerin hayat hikayelerinde veya Pardayyan, Dartanyan, Ivonhoe gibi roman kahramanlarının macera1annda bulabiliriz.
Gerek tarihteki ve gerek romanlardaki şövalyelerin hayatları olaylar, serüvenler, savaşlarla geçer. Aşklar, bağlılıklar, kahramanlıklarla doludur. Ama bunlar ayrıntıdır. Bu ayrıntılar arasından çıkan tanım ise şudur:
“Şövalye, efendisi veya davası uğruna, efendisine veya davasına karşı olanlarla ve genel olarak kötülerle ve kötülüklerle savaşmaya ve iyilere ve iyiliklere destek olmaya kendisini ve silahını adamış kişidir. “
Ortaçağ Avrupa’sında, düzenin kurulmasında, zayıfların korunmasında, adaletin sağlanmasında atının üstünde kentten kente, köyden köye dolaşıp, nerde bir zalim görse onunla vuruşan, nerde bir mazlum görse ona yardım elini uzatan şöva1yelerin önemli bir rolü vardır.
Yeniçağda da şövalyeler bu yoldaki çabalarını sürdürmüşler, toplum ve insan yaşamındaki olumsuzlukların azaltılmasına katkıda bulunmuşlardır.
Günümüzde ise şövalyelik sadece nişanlarda ve unvanlarda kalmıştır.
Neden böyle olmuştur?
Artık eski şövalyeler gibi yürekli, güçlü, inanmış insanlar dünyaya gelmiyor mu?
Yoksa kötülerin ve kötülüklerin yeryüzünden kökü kazındı da uğruna savaşacak dava mı kalmadı? .
Hayır tam tersine, kötülükler toplumun bütün katmanlarına yayılmış, kötüler oran olarak değilse bile adet olarak çoğalmışlar ve üstelik birleşmiş ve teşkilatlanmışlardır. Öyle ki bugün, ne kadar güçlü, ne kadar inanmış ve ne kadar yürekli olursa olsun, yalnız çalışan bir şövalyenin başa çıkabileceği boyutlar çoktan aşılmıştır. Bu yüzden artık şövalyelik bir anlamda ölmüştür. .

IV - DEĞIŞEN KOŞULLAR

Tarihi Maliye Binası VDK İstanbul-Bahariye Denetçilerin görev alanları olan kamu ve özel kurumlar ve kuruluşlar toplumdan soyutlanamaz. Burada da olumsuzluklar oransal olarak olmasa bile, büyüyen iş hacimleri ile birlikte, miktar olarak çok artmıştır. Diğer taraftan işler karmaşıklaşmış; çapraz ilişkiler yoğunlaşmış; nitelikler, .nicelikler kadar önem kazanmıştır. Buna paralel olarak kuruluşlarda planlama, bütçeleme, hesaplaşma fonksiyonları da karmaşıklaşmış, yoğunlaşmış ve önemi artmıştır. Öyle ki, bilgi ve belge hacimlerindeki artış, işlem hacimlerindeki artışların kat kat üstüne çıkmıştır,. çünkü yöneticiler politikacılar ve kamuoyu artık kalın ve yuvarlak nicelemeler veya betimlemelerle tatmin olamamakta, ayrıntıları, incelikleri, nüansları görmek istemektedir. Bu yüzden denetçilikte de, şövalye1ikte olduğu gibi yalnız başına çalışarak sonuç almak gittikçe daha güç, hatta imkansız hale gelmiştir. Bugün denetimin başarısı, denetçilerin çalışkanlığı, bilgisi ve dürüstlüğü yanında; bu denetçilerin oluşturduğu kurul, daire ve kuruluşların örgütlenme, yönetim, planlama, eğitim, özdenetim, birikim, iletişim ve bilişim düzeylerine bağlıdır, Çünkü denetim tek tek kişilerin değil bütün bir denetim örgütünün birlikte yürüttüğü bir iş olmuştur. .
Denetimin bireysel bir çalışma olmaktan çıkıp kurumsal bir faaliyet olması şu değişimleri de beraberinde getirmektedir:

(a) Denetim hiyerarşik bir idari yapı içinde yürütülmelidir.

Bu zorunluluk sadece denetimin topluca çalışmayı gerektirir hale gelmesinden kaynaklanmamaktadır. Denetim tekniklerindeki gelişmeler de çalışmaların bir elden yönetilmesi ihtiyacını doğurmaktadır, Kılıç ve kalkan döneminde, on şövalyenin ortak bir düşmana karşı savaşırken başına buyruk hareket etmeleri mümkün olabilirdi Ama bugün bir füze savar sisteminin başına buyruk. on şövalye tarafından işletilmesini düşünebilir miyiz ?

(b) Denetim sürekli bir faaliyet olmalıdır.

Belli bir dönemi incelemek üzere görevlendirilen bir denetçi sadece o dönemi incelemekle yetinmemeli; kendinden önce yapılan bütün incelemeleri gözden geçirmeli, denetimini o incelemelerin bir uzantısı olarak yürütmelidir. Burada söz konusu olan denetime tabi bütün kuruluşların her döneminin incelenmesi değil, incelenen dönemler arasında köprü kurularak aradaki denetim boşluklarının doldurulması ve denetlenen kuruluş hakkında denetim örgütünde canlı bir dosya tutu1masıdır.

(c) Denetim planlı bir faaliyet olmalıdır.

Denetime tabi birim veya kuruluşların hangi sıklıkta, nasıl bir ekiple ve hangi açılardan inceleneceği uzun dönemli planlara konu olmalı; bu planlarda denetim sonunda gözlem ve bulgu toplama olasılığı yanında, kuruluşun niteliği, büyüklüğü, parasal boyutları , devlet yapısı içindeki yeri ve işlevi, kamu oyundaki önemi gibi faktörler de göz önüne alınmalıdır.

(d) Denetim ileriye dönük olmalıdır.

Kuruluştaki yanlışlık ve eksikliklerin ortaya çıkarılmasının asıl amacının, bundan sonra bu yanlışlık ve eksikliklerin önlenmesi, hiç değilse azaltılması olduğu dikkate alınmalıdır.

(e) Denetim bir tür eğitimdir.

Denetçinin asıl amacı sorumluları cezalandırmak değil personelin .zayıf oldukları noktaları ortaya çıkararak yetişmelerine vesile olmaktır.

(f) Denetim, denetleyenle denetlenenin birlikte yürütmeleri gereken ortak bir faaliyettir.

Bu ikisi arasında bir çatışma değil yapıyı ve işlemleri iyileştirme konusunda bir anlaşma ve iş birliği bulunmalıdır.

(g) Denetleyen ve denetlenen arasında sınıf farkı yoktur sadece görevler farklıdır.

Denetçi ve denetlenen aynı örgüte mensup veya aynı örgüt içinde ayrı yöneticilere bağlı olsalar bile aralarındaki ilişkinin niteliği değişmez, çünkü sonuçta her ikisi de, bir yöneticiye bağlı olarak görev yapan memurlardır; eski deyimiyle, ecirdirler.

V - DEĞIŞMEYEN HASLETLER

Değişen koşullar, geleneksel denetçi portresini oluşturan unsurların da değişmesini gerektirmekte midir? Hiyerarşik bir yapı içinde yer alan ve çalışmaları bireysel değil, kurumsal bir temele oturtulmak istenen denetçinin, artık üstün meslekî niteliklere sahip ve yüksek ahlaki değerlere bağlı bir kişi olması zorunluluğu ortadan kalkmakta mıdır?
Bu soruları cevaplamaya çalışmadan önce, bağımsız denetim alanında çok saygın bir yeri olan ve bizdeki Yeminli Mali Müşavirlik ile ilgili düzenlemeler yapılırken örnek alınan kurumların başında gelen Amerikan Yetkili Kamu Muhasebecileri Enstitüsü (4) tarafından kabul edilen 10 ana standardın ilk üçüne bir göz atalım:
  1. İnceleme yeterli teknik eğitime ve denetçiliğin gerektirdiği ehliyete sahip kişi veya kişilerce yürütülmelidir.
  2. Görevle ilgili bütün hususlarda denetçi veya denetçiler fikren ve zihnen bağımsız bir tavır alış ve davranış içinde olmalıdırlar.
  3. Denetimin yürütülmesinde ve denetim raporunun hazırlanmasında gerekli profesyonel dikkat ve titizlik gösterilmelidir.
Bknz(5) Standart adı verilen bu kurallar küçük değişikliklerle hemen tüm denetçilik kuruluşları veya birlikleri tarafından kabul edilmektedir. Bu standartların tam olarak uygulanabilmesi için denetçinin sahip olması gereken nitelikler, usta-çırak metoduyla kuşaktan kuşağa intikal ettirilmiş bulunan ve Servet Şamlıoğlu gibi üstatların kişiliklerinde abideleşmiş olan denetçilik geleneğinin gerektirdiği hasletlerden hiç de farklı değildir, Çünkü, denetimin bağımsız, objektif ve adil olması zorunludur ve bu nedenle denetçilerin, ister eşit yetkiyi haiz üyelerin oluşturduğu denetim kurullarında, isterse hiyerarşik bir yapıya sahip Denetim Dairelerinde bulunuyor olsunlar şövalyelik ruhunu sürdürmeleri gerekmektedir.

Dipnotlar

(*) Kısa özgeçmiş için lütfen aşağıdaki adreslerden birine bakınız
http://dergi.sayistay.gov.tr/Default.asp?sayfa=3&id=23
https://tr.wikipedia.org/wiki/Servet_%C5%9Eaml%C4%B1o%C4%9Flu

(1) Cevaplı raporlar belli şekil ve kurallara göre hazırlanan bir teftiş raporu türüdür. Raporun ilk bölümünden denetçi yaptığı denetim sırasında gördüğü eksiklik ve aksaklıkları (bulguları) açıklar ve cevaplanması için ilgili idareye verir. Raporun 2. Bölümünde ise ilgili idarede işlemi yapan görevlinin ve onun birinci ve ikinci derece amirlerinin, eleştiri konusu olan işlem hakkındaki görüşleri ve varsa teftiş raporu üzerine yapılan düzeltmeler yer alır. Daha donra denetçi ilgili idareden gelen cevaplar üzerine raporun üçüncü bölümüne son mütalaasını yazar. Bu suretle oluşan cevaplı rapor Üst Yöneticiye sunulur.
(2)Ki bu “yardımcı” biraz muzip bir söylem ile çömez olarak da çağrılır.
(3)Kurul sözcüğü, idare hukuku terimi olarak belli bir alanda yapılan inceleme, araştırma ve soruşturma sonuçlarını görüşüp oylayarak karara bağlamak için oluşturulmuş idari birim anlamını taşır. Oysa denetim alanında görev yapan kurullarda, birkaç “kurul” dışında, konular hakkında ortak karar verilmesi söz konusu değildir. Buradaki kurul terimi belli nitelik ve özellikleri ile tanımlanmış kariyere mensup elemanları bir araya getiren idari yapı olarak anlaşılmalıdır"
(4) American Institute of Certified Public Accountants
(5).02 The general field work and reporting standards (the 10 standards)
Adres: "http://www.aicpa.org/Research/Standards/AuditAttest/DownloadableDocuments/AU-00150.pdf">/AU-00150.pdf"
3sutun Baş Sayfasına ********** ArkaBahçe Baş Sayfasına