EVLİYA ÇELEBİ BİLİŞİMCİ MİYDİ?

Değerli Bilişimciler bakın Evliya Çelebi ne diyor?
" Sultan Bayezid-i veli derviş nihad padişah-i ebuteslim olmakla bu maadine her bar gelip abu havasından hazzedip birkaç kere habir muallimler ile ol cayu mahudda yatıp birkaç defa o mahalli latifte Hazreti risaleti menamında görüp hazreti risaletin talimiyle anda bir dar-ı şifa ve tahsil-i ulum için bir medrese inşa edip her kim anda bir kerre bismillah dediyse müfessirin ve muhaddisinden ulu kimseler olurdu, ahir-ı kar sarayı has olup hüddam ve gımana has kılınıp…"

Geçenlerde katıldığım bir seminerde, konuşmacının bildirisinden kısa bir açıklamayı bu bağlamda sizlerle paylaşmak istiyorum:

" Bir VRML file'ı, kompres edilmiş binary formatı onanıncaya kadar basit bir UTF 8 veya UTF 8 karakter setinin bir subseti olan ASCII text file'dır. VRML file'ı basit bir text editörü ile yaratılabilir, okunabilir veya edit edilebilir ve bu faylı free bir utility olan gzip programını kullanarak kompres edebilirsiniz. Gerek client ve gerek server için…"

İki metin arasında bir benzerlik veya yakınlık yok mu diyorsunuz? Gerçekten yalnız içerik dikkate alınırsa iki metin arasında hiçbir benzerlik veya yakınlık bulunmuyor. Benzerlik, hatta özdeşlik biçimde ve biçemde: Zira, her iki metnin de aynı
  • Gevşek ve ihmalci bir kafa yapısının;
  • Tutsak, edilgen ve çökmüş bir ruh halinin,
  • Yabancı hayranlığından kaynaklanan ile illetli Ulusal bilinç yoksunluğunun bir kültür yozlaşmasının zihniyetin
ürünü olduğu hemen görülüyor. Bir yabancı dilin sözcüklerini güzel dilimize çekinmeden, umursamadan yama yapmak başka nasıl açıklanabilir?
Türkiye Bilişim Derneği'nin kuruluşundan başlayarak sevgili Aydın Köksal hocamızın öncülüğünde harcanan bunca emek ve çaba ile elde edilen kazanımlar bu kadar kolay mı yitirilecek? Buna seyirci kalmak ayıp olmuyor mu?
Bilişim alanında Fransızca gibi gelişmiş dillerin bile İngilizce karşısında gittikçe daha fazla zorlandığını hepimiz görüyoruz.. Bir dile başka dillerden sözcük alınmasına da karşı değilim. Zira İngilizce'deki yabancı kökenli sözcüklerin İngilizce sözlüğün üçte ikisini aştığı ileri sürülmektedir ve İngilizce'nin bugünkü erişilemez zenginliğini bu yolla kazanmış olduğu anlaşılmaktadır.. Diğer taraftan, bir başka ulusun malı imiş gibi biraz da küçümseyerek "Osmanlıca" diye adlandırdığımız eski Türkçe'miz, bazı aşırılıklar bir yana bırakılırsa, İngilizce'den pek farklı bir durumda değildir.
O halde yukarıdaki iki metinde kınanacak nokta nedir? Bence hata, yeterli çaba ve özen gösterilmeden kolaycılığa kaçılmasında, aşağıdaki ilkelere uyulmamasındadır.
Bir dile başka bir dilden ödünç sözcük almak için
Birinci ilke şu olmalıdır: Önce başka bir çare olmadığına, yani ödünç alınacak sözcük yerine, ödünç alan dilde aynı içlem, kaplam ve güçte başka bir sözcük bulunmadığına ve yeni bir sözcük türetmenin mümkün veya uygun olmayacağına kani olunmalıdır.
İkinci ilke ise, ödünç alınan sözcük, soylu bir aileye yabancı bir gelin alır gibi , giysilerinden (yazılış ve okunuşundan) başlayarak, onu yabancı kılan öğelerden arındırılmalıdır. Bizim aileye uyum sağlayamayacağı görülürse de, almaktan vazgeçip, başka kapıya gidilmelidir. Türkçe’mize pek çok kavramı Fransızca'dan görerek, fakat İtalyanca okunuşu ile almamız bundandır.
Üçüncü ilke belki şu olabilir: Ödünç alınan sözcük kısa bir süre sonra özümsenmeli, dile sindirilmelidir. Yani kök anlamı gözden kaçırılmadan, Türkçe yapım ve çekim ekleri ile yeni sözcükler türetilmeli, yeni kullanışlara açılmalıdır.

Ziya Gökalp, "Türkçeleşmiş Türkçe'dir diyordu. Nurullah Ataç daÖztürkçecilik"i, "dilin aydınlık olması, yani bir sözcüğü kullanan kimsenin, o sözcüğün kökeninin bilincinde olması gerektiği" görüşüne dayanarak savunuyordu. Ataç aslında öztürkçecilik akımının en ateşli savunucusu olduğu halde Türkçe’nin Latince ve Yunanca ile desteklenmesini de düşünüyordu. Hatta Eminönü Halkevi'nde verdiği bir konferansta, Latince ve eski Yunanca'nın okullarda öğretilmek koşuluyla, Türkçe'nin “Latinize ” ve “Grekize ” edilmesinin en doğru yol olduğuna inandığını söyleyerek bütün dinleyenleri şaşırtmıştı.
Büyük diller çoğu kez, günlük konuşma dilinde kullanılan sözcükler dışında kalan sözcük dağarcığını (bilimsel ve teknik terimler) bir başka dilden karşılamaktadırlar. İngilizce ve Fransızca'da bu destek dili Yunanca ve Latince iken, Osmanlıca, Arapça ve Farsça'yı destek dili olarak almıştır.
Bir kültür değişiminden başka bir şey olmayan Atatürk Devrimleri içinde yer alan Dil Devrimi'nde bu kültür değişimini en belirgin ve canlı bir biçimde yaşamaktayız. Latin Alfabesi'nin kabulü ile birlikte Arapça ve Farsça'yı artık destek dili olarak kullanamaz olduk. O halde ya Ataç'ın bir ara önerdiği gibi Klasik Yunanca ve Latince'yi destek yapacaktık, ya da Almanların yaptığı gibi, günlük dil dışında kalan sözcük ihtiyacını da kendi dilimizin olanakları ile karşılamaya çalışacaktık. Yukarıdaki alıntılardan ikincisinde İngilizce sanki bir destek dili imiş gibi kullanılmaktadır. Ulusça böyle bir karar verdik mi? Yani artık İngilizce Türkçe'nin bir destek dili mi oldu? Firma unvanlarına, ürün adlarına bakarsanız İngilizce'yi sadece destek dili olarak değil, günlük dil olarak bile seçmişiz.
Türkiye Bilişim Derneği'nin kuruluşundan başlayarak sevgili Aydın Köksal 'ın öncülüğünde harcanan bunca emek ve çaba ile elde edilen kazanımlar bu kadar kolay mı yitirilecek? Buna seyirci kalmak ayıp olmuyor mu?
Ben buna razı değilim. Siz de razı değilseniz gelin vakit geçirmeden TBD çatısı altında birlikte bir şeyler yapmaya yeniden başlayalım.
Sonnot: Bu yazı Türkiye Bilişim Derneği’nin (TBD) yayın organı olan Bilişim Dergisinde bilişimcilere hitaben yazılmıştı. Halen TBD’de Terim Kolu’ndaki çabamızı, yeteri kadar hızlı olmasa da, Sevgili Kaya Kılan Hocanın başkanlığında şevkle sürdürüyoruz. Yalnız sorunun bilişim gibi teknikbilimler ile sınırlı olmadığını, günlük konuşma dilimizin bile ne hallere düştüğünü hep görüyoruz ve sızlanmaktan, kendi aramızda yakınmaktan başka hiç bir şey yapmıyoruz. Ben kendi adıma Ataç döneminin aşırılıklarına bile razıyım, yeter ki yabancı sözcükler yerine Türkçe karşılıklar türetilmesi (siz uydurulması diyebilirsiniz) için bir seferberliğe ulusça yeniden başlayalım. Seferberlik sözcüğünü bilerek kullanıyorum, çünkü daha gevşek bir çaba kesinlikle amacı sağlayamayacaktır
. Necdet Kesmez
3SUTUN BAŞ SAYFASINA                                      BU BÖLÜMÜN BAŞINA