İNANÇ OLGUSU ÜZERİNE


Neden bazı insanlar sağcı diğer bazı insanlar ise solcu olur?
Niye bazı insanlar koyu dindar olur da bazı insanlar için dinin pek önemi yoktur?
İnanmak tanrı vergisi bir özellik midir?
Güvenilir bilginin temeli akıl mıdır, sezgi midir ?
Bütün bu soruların cevabının inanç olgusunda yattığını düşünüyorum. Onun için bu konuya burada şöyle bir bakacağım.
İnanç kavramı üzerinde geçen yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan iki bilim dalında çok ilginç çalışmalar yapıldığı anlaşılıyor. Bu iki bilim dalından biri, evrim kuramı ile ilgili olup evrimsel bilimler (evolutionary sciences) genel adı atında toplanani disiplinlerdir. Diğerine ise Bilişsel Bilim (Cognitive Science) (*)(*) adı veriliyor.
Öğrenimim itibariyle her iki bilim dalına da çok uzak olduğum halde bu alanlardaki gelişmelere zaman zaman eğilmekten kendimi alamıyorum. Son olarak inançlar ve bilgi konusunda yayınlanan bazı basitleştirilmiş (vülgarize) yayınlar dikkatimi çekti. Bu yazıda becerebildiğim kadar bunlardan bazı aktarmalar yapacağım. Umarım çok yanlış şeyler yazmam ve çok bulanık olmam.
Başta da yazdığım gibi konum inanç, ama inanç kavramına tümden aydınlık getirmek gibi boyumu aşan bir işe girişmeyeceğim; amacım sadece bu konuda merak ettiklerimi ortaya döküp, sorular sormak olacak. Örneğin:
  • Niye bazı görüşleri kanıt ı olup olmadığına pek önem vermeden gerçek olarak kabul ederiz?
  • Çoğu kez doğru olduğunu düşündüğümüz bir görüşün altında ne gibi varsayımlar yattığını niçin hiç aklımıza getirmeyiz?
  • Peki, neyin doğru veya gerçek, neyin eğri veya yanlış olduğuna dair kanaatlerimize, inanışlarımıza nasıl erişiriz?
Örneğin çevremizdeki insanlarla ilişkilerimiz hakkında veya paramızı harcarken verdiğimiz kararlarla ilgili olarak, ya da günümüzün siyasal olaylarda doğruyu yanlıştan nasıl ayırt ederiz?
  • Peki insanlar bir kere sahiplendikleri bir görüşü, kanaati ömürleri boyunca hiç değiştirmezler mi?
  • Çok sevdiğiniz ama sizinle taban tabana zıt bir siyasal görüşe sahip olan bir dostunuzu bin dereden su getirdiğiniz halde bu görüşünden döndüremediğiniz oldu mu?
  • Toplumda bazan topluca görüş değiştirmeler olur mu?
Görüldüğü gibi sorular o kadar çok ve çeşitli ki bu konuşmada cevaplamaya teşebbüs dahi etmeyeceğim.
Bununla beraber Anayasa referandumu sırasında “Yetmez ama evet” sloganı ile ortaya çıkan tutucu liberallerin (veya liberal tutucuların) bugün sahiplendikleri görüşlere bakılınca son sorunun cevabını hepimiz gayet güzel almış olduk.
Geçenlerde böyle bir görüş değiştirmeye ben bizzat şahit oldum ve halâ yaşadığım şokun etkisi altındayım:
Birkaç yıl aynı odayı paylaştığım çalışma arkadaşım ünlü bir cemaat lideri Hoca Efendiye tutkunluk derecesinde inanır, bu uğurda adeta cihat yaparcasına çalışırdı. Birbirimizin görüşüne saygı duyup, pek tartışmaya girmediğimiz için aramızda yakın bir dostluk bile oluşmuştu.
Şimdi ikimiz de emekli olduğumuz için uzun zamandır görüşemiyorduk. Yerel seçimlerden bir hafta önce beni telefonla arayıp hatırımı sordu. Biraz sohbet ettik. Bu arada, daha çok onu memnun etmek için, Hoca Efendi’den söz açmak istedim. Fakat hemen bin pişman oldum. Çünkü sevgili dostum Baş???’ın bütün demagojisini sonuna kadar yutmuş, sanki din değiştirmiş gibi olmuştu. Bütün mühtedilere yani din değiştirenlere özgü bir hararet ve kızgınlıkla, hem Hoca Efendiye hem de onun adıyla anılan topluluğa demediğini bırakmadı.

Hem yaklaşan seçimler bakımından ifade ettiği anlamı düşünerek, hem de bir insanın bir bağnazlıktan başka bir aşırılığa savrulduğunu somut olarak gördüğüm için bu olay zihnimi çok meşgul etti.
Oysa hatırlamalıydım ki bazı düşünürlere göre zaten insanlar inançlarını edinme sürecinde pek samimî ve dürüst davranmazlar. Bu yüzden de kolayca görüş değiştirebilirler. İşte hepimizin yakından tanıdığımız üç düşünürün konuya üç değişik açıdan yaklaşan görüşleri:
Nietzsche, “sahip olduğumuz inanışların çoğunu içinde bulunduğumuz toplumsal gruba aykırı düşmemek için benimseriz” der.
Marx’ın kurduğu sistemde her toplumsal sınıfın kendine özgü menfaatleri vardır ve bu sistemde her toplumsal sınıf, sınıfsal menfaatlerinin haklı olduğu görüşündedirler. Bu görüşe uzun veya kısa bir kendi kendini ikna süreci yaşayarak erişirler. Yani sınıf bilincinin oluşumuna böyle yapay bir yoldan varılır.
Frued ise başka bir dünyanın insanıdır. Ona göre insanları içgüdüsel ihtiyaçları yönetir. Kişinin objektif olmayan ve onu çoğu kez yanlış yola sevk eden öz benliği, yani inanç kümesi kendi onun öz yaşamında “öğrendiği” bu ihtiyaçlar sayesinde oluşur. Yani inançların edinilmesinde yine pek dobra olmayan öğeler rol oynamaktadır.

Kavramlar

Biraz önceki açıklamalarda geçen inanç, inanış, kanaat gibi sözcüklerin sürekli aynı anlamda kullanılmadığını fark etmişsizdir. Bu yüzden daha fazla ilerlemeden kavramlar ve terimler üzerine eğilmek yararlı olacak.
Öncelikle dille ilgili bir zorluğa değinmek gerekiyor: Bütün dillerde olduğu gibi Türkçemizde de bir sözcük sadece tek bir anlamda kullanılmaz; aynı sözcük birden çok kavramın karşılığı olabilir. Diğer taraftan bir kavram da her zaman aynı sözcükle karşılanmaz, bir kavramı anlatmak için birden çok sözcük kullanılabilir.
Bu konuşmada geçecek Olgu, Kanaat, İnanç, Bilgi kavramları için de aynı durum söz konusudur. Bu kavramlar için kullanılan sözcüklerin anlamdaşlarını parantez içinde vererek ve mümkün olduğu kadar tutarlı olmaya özen göstererek konuyu gereğinden fazla bulanık yapmamaya çalışacağım.
Olgu (Vakıa=fact), doğrulanabilir, doğruluğu kanıtlanabilir önermedir. Kanıtlara bakarak bir önermenin doğru veya yanlış olduğunu saptayabiliriz. Bu ya fiilen gözlem yapılmak suretiyle ya da güvenilir bir kaynağa başvurmak yoluyla sağlanabilir. Bu işleme doğrulama adı verilir ve tarihler, rakamlar, tanıklıklar söz konusu olur. Bir olgu ile ilgili ölçmelerin, kayıtların, anıların, ifadelerin doğru olduğu ispatlanabildiği takdirde o olgunun da doğru olduğu ortaya çıkar. Bu yüzden artık o olgu tartışma konusu yapılmamalıdır.
Bir görüşün veya iddianın doğruluğunun ortaya konulmasında olgular en önemli dayanaklardır. Bununla beraber bir iddiayı kanıtlama bağlamında, olgu tek başına, fazla bir anlam ifade etmez, onu tam yerinde ve doğru bir mantık yürütmek ve çıkan sonuçları ortaya koymak gerekir.
Kanaat (Görüş=kanı=opinion) olgulara dayanan bir önerme veya düşüncedir. Olgulara dayanılarak dürüstçe çıkarılan veya erişilen sonuç şeklinde de tanımlanabilir.
Kanaatlerin hep aynı kalmadığı, çoğu kez değiştiği görülür. Bu değişiklikler bazan kanaatin oluşumuna dayanak olan olay ve durumların değişmesi ile vuku bulur. Bazan da konu aynı, kanıtlar da aynı kaldığı halde, kanıtların yorumunda bir değişiklik olduğu için kişi görüşünü değiştirir.
İnanç bir kanaati özümsemek ve benimsemektir, kişinin bir görüşü doğru ve gerçek olarak kabul etmesidir. Diğer bir deyişle inanç kişiyle ilgili bir durumdur ve nesnel değil öznel bir olgudur. Bu yüzden inancın doğru olup olmadığı söz konusu olmaz. Kişi inanıyorsa doğrudur. İnanmayan kişi için ise yanlıştır.

İnançlar ve Bilgiler

Bununla beraber bir inancın gerçek olduğu gerekçelendirilebilir, yani gerçek olması gerektiğinin gerekçeleri ortaya konabilir. Böyle bir inanca artık bilgi denir. Yani doğruluğu saptanmış olan inanç bilgidir. Görüldüğü gibi olgu, kanaat, inanç, bilgi arasında hiyerarşik bir ilişki vardır: Kanaat olgulara dayanır.
Kanaat benimsenince inanç olur. Doğruluğu saptanan inanca ise bilgi denir.

Bazı durumlarda ise inanç ile bilgi sözcükleri adeta eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Bu kullanışa daha çok bilişsel bilim ve evrimci psikoloji alanında rastlanmaktadır. Belki de bu, inanç ile bilgi arasındaki bağın, günlük yaşamda bu sözcüklere verdiğimiz anlamlara göre daha kuvvetli olduğunu vurgulamak ihtiyacından doğmaktadır.
Bilgilerimizin kaynağını, inançlarımız, yani durum ve olaylar hakkında inandığımız hususlar (önermeler) oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle bilgilerimizin temelinde inançlarımız yatar. Örneğin Dünya adı verilen bir gezegende bulunduğumuz, Dünyanın yuvarlak olduğu ve hem kendi etrafında hem de güneşin etrafında döndüğü, gece ve gündüzün ve mevsimlerin bu hareketlerden doğduğu şeklindeki bilgilerimiz bir dizi inançlarımıza, yani doğruluğu kanıtlanmış inançlarımıza dayanmaktadır.
Etrafımızdaki nesneler, eşyalar hakkındaki bilgilerimiz de bunlarla ilgili olarak daha önce öğrendiğimiz hususlara inanmamızdan doğmaktadır. Örneğin otomobiller, uçaklar, bilgisayarlar hakkındaki bilgilerimizin kaynağı bunlar hakkındaki inançlarımızdır. Bulunduğumuz ülke, yaşadığımız çağ hakkındaki bilgilerimizin de kaynağı inançlarımızdır.
Soyut kavramlar hakkındaki bilgilerimizin de temelinde inançlarımız yatar. Demokrasi, sanat, dostluk gibi kavramlar hakkında hep inançlarımız bizi bilgilendirmektedir.
Bütün bilgilerimizi oluşturan inançlarımızı listelemeye kalksak, sayfalar yetmez. Onlar beynimizin bir taraflarında muhafaza ediliyorlar ve ihtiyaç doğunca ortaya çıkıyorlar. Bu muhafazanın şekli hakkında net ve kesin bir bilgimiz yoktur ama inançlar ortaya çıkarken dilimizin kelimeleri ve grameri ile ifade edilirler.
İnançlara çoğu kez teori adı da verilir. Örneğin,
  • Günümüzde kadına yönelik şiddetin niçin arttığı,
  • Devlet okullarındaki eğitimin kalitesinin neden düşük olduğu,
  • A partisinin seçim başarısını sağlayan faktörlerin neler olduğu
hakkında teoriler ortaya atılır.
Bilimsel teoriler mutlak gerçekler değildirler, her zaman değişebilirler. Diğer bütün bilgiler için de aynı şey söylenebilir. Mutlak bilgi yoktur diyebiliriz.
Bilişsel bilimciler bilgileri sınıflamaya tabi tutarlar. Örneğin bazı tür bilgilere bildirimsel (beyanî=declaretive) bilgiler adı verilir çünkü bu tür bilgiler bildiri cümleleri ile açıklanır. Bilişsel bilimcilerin tanımladıkları bir başka bilgi türü de yordamsal (procedural) bilgidir. Bu bilgiler, bisiklete nasıl binileceği, kravatın nasıl bağlanacağı gibi çeşitli işlerin nasıl yapıldığına veya yapılması gerektiğine dair açıklamalardır.
Yordamsal bilgileri hayvanlar da öğrenebilir. Zaten hayvanların sahip oldukları bilgilerin hemen tamamı yordamsal bilgilerden ibarettir. Bilgisayarlar veya akıllı aletler tarafından yapılan iş ve işlemler de tamamen yordamsal bilgilere dayanır.
İnsanlar ile hayvanlar arasında bilgi açısından böyle bir fark vardır ve insanların üstünlüğü bu farktan ileri gelir: Bildirisel bilgiler çok yönlü kullanılmaya müsaittir. Çünkü bir bildirisel inancı açıklayan bir önermedeki değişkenleri ve parametreleri değiştirmek suretiyle yeni inançlara erişilir. Örneğin “Egzersiz sağlığa yayarlıdır” cümlesi, yüzmenin de bir egzersiz olduğu gerçeğinden hareketle, kolayca “Yüzme sağlığa yararlıdır” şekline dönüştürülebilir.
Bildirisel bilgilerin önemli bir özelliği de matematik formüller ve denklemler ile ifade edilebilmesidir. Diğer taraftan bir konudaki bildirisel bilgiler bir araya getirilerek modeller oluşturulabilir. Böyle modeller bir araya getirildiğinde âdeta başka bir dünya oluşur. Buna sanal gerçeklik(virtual reality) adı verilir. Örneğin “kör uçuş” yapan bir uçağın pilotunun, paneldeki aletlerin oluşturduğu bir sanal gerçeklik âleminde bulunduğu söylenebilir.

İnançlar neye yarar?

İnançlarımızın çeşitli yararları vardır: Örneğin, inançlarımız öngörüde bulunmamıza veya çeşitli seçeneklerden birini tercih etmemize yardımcı olabilir
  • Bir hekim, hastasının şikâyetine bir tanı koyarken okulda, kitaplarda, klinik çalışmalarında edindiği bilgilere inanarak hareket eder.
  • Bir şirket yöneticisi de işleri hakkında karar verirken deneyimlerinden elde ettiği bilgilere güvenir.
  • Günlük hayatta da önceki deneyimlerimizin yararı çok olur. Örneğin falan siyasî ekrana çıkınca yine etrafa öfke saçacağına inandığımız için hemen kanal değiştiririz.
Günlük olaylardan daha önemli kararların alınmasında da inançlarımızın çok yararlı bir işlevi olur: Örneğin
  • Okul veya meslek seçiminde,
  • Evlenme kararını alırken,
  • Seçimde oy verirken
hep inançlarımıza dayanırız.
Bazı inançlarımız olay ve durumların izah edilmesine, anlamına açıklık getirilmesine yardımcı olur. Havaların niye kışın soğuk yazın sıcak olduğunu inançlarımız bize açıklar.
Diğer taraftan sosyal bilimler olsun, temel bilimler olsun ve hattâ doğa bilimleri olsun bütün bilimler inançlarımızın izah edicilik özelliğinden yararlanılarak ortaya çıkar.
Bunun gibi hamasî, dinî veya mistik efsanelerde dünyayı, olayları izah etmeye, açıklamaya yönelik inançlarla kurgulanmışlardır.
Bazı inançlar heyecan ve coşku meydana getirir, yaratıcılık eğilimleri uyandırır. Özellikle Dinî ve estetik inançlar resim, edebiyat, şiir, müzik alanında yaratılara yol açar.
Bazı inançlar ise kişiye rahatlık ve erinç verir. Bu rahatlatıcı inançların asıl etkili bölümü din ve iman boyutu olan duygularla ilgilidir. Örneğin
  • Tanrının insanları koruyup gözettiğine( yani rahman ve rahîm olduğuna)
  • Ölümden sonra yaşam bulunduğuna,
  • Herkesin bir koruyucu meleği olduğuna,
  • İlahî adaletin mutlaka tecelli edeceğine,
  • İyilik yapanı tanrının ödüllendireceğine
samimî ve halisane duygularla inanan insanlar hem kendileri mutlu olurlar, hem de bulundukları çevreye ve topluma huzur ve güven verirler.
Dinî bir rengi olmayan ama dünyaya ve hayata kişinin güzel duygularla bakıp huzurlu ve mutlu olmasına yol açan inançlar da vardır. Melih Cevdet’in Düzenli Dünya adlı şiirinin, biraz ironik olmakla beraber böyle bir inançtan kaynaklandığını düşünüyorum.
DÜZENLİ DÜNYA
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Kışı yazı
Baharı güzü
Gecesi gündüzü hep sırayla.
Ağaçların kökü içerde
Bütün ağaçların kökü içerde
Dalların başı yukarda.
İnsanların aklı başında
Bütün insanların aklı başında
Beş parmak yerli yerinde
Baş işaret orta yüzük serçe.
Diyelim kalksa da serçe
Orta parmağa doğru yürüse
Ne haddine!
Yahut akasyanın biri
Başını toprağa daldırdığı gibi
Bir gezintiye çıksa
Merhaba kestane, merhaba çam
Selâmün aleyküm, aleyküm selâm
Kimsin nesin nerelisin derken
Laf açılır mı bizim akasyanın kökünden
Bir uğultudur başlar rüzgârda
Kökü dışarıda, kökü dışarıda..
Yahut ne olur koca bir dağ
Baş aşağı gelsin...
Aman Allah göstermesin.
Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler
Üstte diriler
Gel keyfim gel!

İnançlar Nasıl Oluşur?

Yazıya bazı sorularla başlamış, inançlarımızı sorgulamaya çalışmıştık. İnançlarımıza nasıl sahip oluyoruz? Doğuştan sahip olduğumuz inançlar var mıdır? Örneğin insan ilerici ve toplumcu olarak doğar mı? Sonradan edindiğimiz inançlar nelerdir? Bunları nasıl elde ederiz?
Bu son soruya kolayca cevap verebiliriz.
Dünyaya geldikten sonra edindiğimiz inançlar başlıca üç kaynaktan gelir:
  1. Duyularımızla algıladığımız olay ve durumlar.
  2. Çevremizden, okuduklarımızdan öğrendiklerimiz
  3. Edindiğimiz bilgilere dayanarak kendimizin imal ettiğimiz bilgiler.
Tabii en güvenilir kaynak duyularımızdır. “Gözümle gördüm” deyince akan sular durur. Ama gözümüz, kulağımız da her zaman doğruyu söylemeyebilir. Çünkü bazan görmek istediğimizi veya beklediğimizi gördüğümüz olur.
Bir de duyu-ötesi algılardan söz edilir. Jan D’arc’ın gaipten sesler duyması gibi. Mistiklerin, Hint fakirlerin dünyasında olanlar gibi.

Bir Bilimsel Teori

İnançların nasıl edinildiği konusuna bilimsel bir açıdan da bakılabilir: Michael Shermer(**)(**) isimli bir bilişsel bilimcinin İnanan Beyin: Hayaletlerden Tanrıya, Politikaya ve Komplo Teorilerine (The Believing Brain: From Ghosts to Gods to Politics and Conspiracies) başlıklı bir kitabı var. Bu kitapta tam da bu soruya cevap vermeye çalışılıyor. Bu kitabın kısa ama oldukça yararlı bir özetin İnternet’te yayınlanmış bulunuyor. Burada bu özetin bir özetini sunacağım. Umarım yararlı olur.
Bu özete göre kitapta, bilişsel araştırmalar ile evrimci kuramları sentezlenmekte ve inanç olgusu ve onun altında yatan mekanizmalar çok güzel bir şekilde açıklanmaktadır.
Shermer şu önermeden hareket ediyor: “İnsanlar önce bir görüşe inanırlar, sonra bu inanışı tutarlı kılacak kanıtları aramaya koyulurlar.” Esasen bilişsel bilim dünyasında insanların akılcı olmaktan çok aklîleştirmeye (rasyonalizasyon) daha alışkın oldukları şeklinde bir inanç eskiden beri hakimdi. Bu aklîleştirme başlıca iki bilişsel yoldan yapılıyor: Kalıp okuma (kalıp yakıştırma= patternicity), Ajanlaştırma (ajan gibi görme =agenticity)

Kalıp Okuma

İnançların oluşmasında rol oynayan en önemli yöntem kalıp okuma adı verilen bir mekanizmanın kullanılması yoludur. Bu yol şöyle bir örnekle açıklanabilir:
Milyonlarca yıl önce yaşamakta olan bir insansı, birden çalılıklar arkasından bir gürültü duyar. Bu durumda bu zavallının zihninde iki olasılık belirir:
  1. Birinci Olasılık: Bu olsa olsa sert bir rüzgardır. Yani paniğe gerek yok!
  2. İkinci Olasılık : Yırtıcı bir hayvan olmalı. Hemen kaçmalıyım.!
Çalıların arakasından gelen gürültü dolayısı ile milyonlarca yıl önceki atamızın zihninde doğan bu iki varsayım iki ayrı inanç kalıbı anlamına gelir:.
  1. Birinci Kalıp: Çalının arkasında bir gürültü var. Bu rüzgardır. Tehlike yok.
  2. İkinci kalıp: Çalının arkasında bir gürültü var. Bu yırtıcı bir hayvandır. Tehlike var. Kaç.
Görüldüğü gibi burada doğru varsayım hayat, aksi ise ölüm demektir.
Diğer bir deyişle, canlılar açısından, rastlanan her olay ve durumun hangi kalıba uyduğunu saptamak yeteneği, tehlikelerle dolu dünyada, hayatta kalmak için çok büyük bir önemi haizdir.
Buradan her durum ve olayla ilgili olarak daha önceden yapılmış olan kalıp okumalara çok dikkat etmek gerektiği sonucu çıkar. Bu gibi kalıp okuma çabalarının zihne yerleşmesi ise giderek insanı en garip, en olmaz şeyleri bile önemseyip, önlem almaya ve gerçek olarak kabul etmeye sevk eder.
Diğer taraftan insanların garip olay ve durumlardan anlam çıkarma eğilimi, örneğin bir öyküde geçen muhtemel bir durum veya olayın gerçek olduğuna inanmaya götürür. Batıl inançlar da buradan ortaya çıkar. Aynı şekilde bazı garip davranışların kaynağı da böyle inançlardır. Örneğin, ünlü sanatçı S’ nin önce uğur saydığı bir hareketi yapmadan sahneye çıkmadığını, uçan kaleci K’nın ise maç başlamadan önce mutlaka elini üç kez toprağa değdirdiği gibi gibi rivayetleri hep duyarız.

Ajanlaştırma:

İnançların oluşmasında rol oynayan diğer bilişsel, mekanizma Ajanlaştırma mekanizmasıdır. Bu mekanizmanın görevi gözlemlenen bir olay kalıbına anlam, niyet veya ajanlık (aracılık) işlevi yüklemektir.
Bu şöyle olur: Çok sık karşılaşılan durum ve olay kalıplarını sürekli olarak yorumlamak zorunda kalan bir insanın zihninde, bu kalıplarla ilgili olduğunu gördüğü veya sandığı kişi ve nesnelere gizli amaçlar atfedilmeye, o olay ve durumların arkasında gerçekte başka şeyler olduğu vehim edilmeye başlanır.
Buradan
  • Ruhlar, hayaletler, hortlaklar, tanrılar, şeytanlar gibi karakterler, figürler veya
  • Kader, şans, karma gibi olasılıklar
  • Nedensellik ilkesi gibi mantık kalıpları
doğar. Yani insan hayatını kontrol eden birçok art-niyetli ajanlar ortaya çıkar.
Bazı gülünç sayılabilecek inançlar da böyle oluşabilir. Örneğin
  • Çocuklar kendi çizdikleri bir insan veya hayvan figürünün kötü niyetli bir varlık olduğu şeklinde bir inanç oluşturabilirler.
  • Bazı toplumlarda cinsel organlara benzerlik taşıyan midye veya muz gibi yiyecek maddelerinin cinsel gücü artırdığı iddiası yayılır.
  • Batıl inançlar, fizik ötesi olaylara inanma ya da ruhlarla iletişime girmek gibi fantastik uygulamalar da böyle doğar.
Shermer bu noktadan bir adım daha ileri giderek daha ilginç çıkarımlarda bulunuyor. Bunu daha iyi anlayabilmek için bilgisayar teknolojisindeki bir kavram hakkında bilgi vermek yararlı olabilir:
Bilindiği gibi bilgisayarı bilgisayar yapan, yani onu akıllı bir alet haline getiren, bellekte yer alan yazılımlardır ki bunların en önemlisi işletim sistemidir. Gerçekten belleğine hiç bir yazılım yüklenmemiş olan bir bilgisayar, diyotlar, transistorlar gibi elektronik elemanlardan oluşan cansız bir malzeme yığınıdır. Yalnız bu yığın içinde elektrik akımı verildiğinde harekete geçerek işletim sisteminin belleğe yüklenmesini temin eden özel bir elektronik devre vardır. Bir kaç program komutundan ibaret olan bu özel devreye, biraz da şaka yollu olarak bot kulağı (boot strap), devrenin gördüğü işe de bot giydirme (booting) adı verilir. Bot kulağı denen devreye akım gelince,
  1. Önce işletim sistemi harekete geçer.
  2. Sonra kullanıcının istemiş olduğu diğer yazılımlar belleğe yüklenir.
  3. Harika akıllı alet iş görmeye başla
Shermer’in önerdiği sistemdeki, insanların zihinlerinde doğuştan var olan iki zihinsel mekanizmanın, yani kalıp okuma ve ajanlaştırmamekanizmalarının bilgisayarlardaki bot kulağı devresi gibi işlev gördüğü ileri sürülebilir. Bu mekanizmalar aşağıdaki gelişmelerin ortaya çıkmasında rol oynamıştır:
  1. İnsanlar evrimleşme yoluyla hem canlı ve hem de cansız nesnelerde niyet ve ajanlık işlevleri olduğuna inanır hale gelmişlerdir.
  2. Gerçekler yerine Komplo teorilerine, uzaylıların Dünyayı ziyaretine inanmayı sağlayacak bir zihin yapısı oluşmuştur.
  3. Psikolojik süreçler insanı beyin-zihin, ruh-beden gibi düalist görüşlere inanmaya sevk etmiştir.
  4. Reenkarnasyon veya ölümden sonra dirilme gibi dini akideler geçerlik kazanmıştır.
  5. İnsan beyninde, duyulardan alınan girdileri ve algıları bilişsel olarak tutarlı ve anlaşılabilir öykülere dönüştürme yeteneği oluşmuştur.
  6. Bu gibi gelişmeler Tanrı kavramının doğması sonucunu doğurmuştur.
  7. Hatta o kadar ki Tanrı kavramı insanların beyin yapısında bir nihaî irade öğesi olarak doğuştan yer alır olmuştur.
Bu son madde Tanrı kavramının insan beyninde bulunan “bot kulağı devresi”nde yer aldığı şeklinde anlaşılabilir.
Bu bana Yuhanna İncilindeki “Başlangıçta kelam vardı” ayetini hatırlatıyor.
Shermer, bu şekilde oluşan dinî inançların insanların yaşamlarında ifade ettiği anlam ve önemin ne kadar büyük rolü olduğunu vurgulamak için, biraz alaycı bir söylemle, Bilen İnsan (Homo Sapiens ) yerine İnanan İnsan veya Dindar İnsan (Homo religiosus) denmesini öneriyor.
Diğer taraftan Shermer’e göre Din sayesinde insanlar açısından
  1. Bu bilinmeyen evrene bir anlam ve amaç katılmış oluyor.
  2. Kardeşlik, özgecilik duyguları teşvik ediliyor.
  3. Ahlâk kurallarının uygulandığı bir Dünya kavramı doğuyor.
Ancak evrim sayesinde erişilmiş olan bu durumun öbür yüzünde
  1. Dinsel ve etnik hoşgörüsüzlük,
  2. Evrim gibi bilimsel kuramlara inançsızlık,
  3. Küresel ısınma gibi sorunlara duyarsızlık
    gibi oldukça olumsuz bir tablo bulunuyor.

Sonuç

Yukarıdaki açıklamalardan Shermer şu sonuca varıyor:
İnsanlar çağdaş dünyada bilimler konusunda eriştikleri bu yüksek aşamada dinin bir yararı olup olmadığını vakit geçirmeden sorgulamalı, evrimle oluşan bazı bilimsel olmayan inançlardan, kendilerini kurtararak dünya ve yaşam hakkındaki inançlarını, bilgilerini bilimin önümüze koyduğu araçları kullanarak yeniden oluşturmalıdırlar.
Bu görüşleri genel olarak kabul etmekle beraber naçizane şöyle bir öneride de bulunmak istiyorum:
Gürül gürül akmakta olan dinî inanç nehrini tersine akıtmaya çalışmak yerine, daha kolay sonuç almak için, bu deli akışı düzenleyip ılımlılaştırmak daha iyi olmaz mı? O halde toplumun
  • Az bilgili katmalarında dinî duyguların bağnazlık ve ayrımcılık gibi eğilimlere evirilmesini önleyecek düzenlemelere önem verilmeli ve
  • Buna karşılık kültürlü katmanlarda özgür düşünce, insan hak ve özgülükleri, hoşgörü gibi kavramların ve laik ahlâk kurallarının yaygınlaşmasına çalışılmalı.
Bu iki öğüt veya buyruğu yerine getirmek hümanist aydınlara düşmektedir
(*)Bilişsel Bilim zihni ve zihinsel süreçleri konu alan ve psikoloji, nöroloji, dilbilim, felsefe ve bilişim gibi birçok bilim dalı uzmanlarını birlikte çalıştıkları yeni bir bilim dalıdır.
(**) Michael Brant Shermer: (Doğumu :1954) Amerikalı bilim tarihçisi ve bilim yazarı, Kuşkucular Derneği’nin (Skeptics Society) kurucusu, Skeptic dergisinin baş editörü.